25.01.2011

Aşina...





Bildiğin bütün sevgi cümleleri kısaltılarak yazılmaya başlandığında zuhrediyor “zaman.”

Zaman: artık rakamlardan oluşan, güneşin doğuşuyla batışı arasındaki rotasyondan çok daha başka bir manayı sırtlanıyor. Ne zaman alışılıyorsa bir dile, bir ele, bir sevgiye, bir yüze bir
bedene…
İşte o zaman başlıyor zamanın aksinde sevgi sendelemeye…
Gözünün rengi akıyor, bedenin bir balığın pulları gibi alışanın ellerinde kalıyor. Zaman mı alışmayı ve sıradanlaşmayı getiriyor? Yıllar mı bitiriyor tüm güzel hevesleri?
Sualler, yeni ve anlamı engin sualleri beraberinde doğuruyor. Ama zaman, kör kuyuya ip salmak gibi. Salladığın ipin ucu hiç ıslanmıyor, yol göstermiyor. Aşinalık zamanın içinde körebe oynama dönüyor.
Zaman içinde bir zaman oyunu. Ezberleniyor, öncesinde hevesle keşfedilmiş “her şey…”

Artık ezbere dönüşmüş tüm cismaniyet ve maneviyat, elini attığında tereddütsüz kavranabilecek kadar rutin Alışagelmiş… Sıradan…
Bir gün gözündeki bağı açsan, elini attığında var olduğuna emin olduğun her şeyin kan ağladığını ve ilk bulduğun günkü gibi olmadığını göreceksin…
Ama açmazsın ki…
Belki korkarsın, görmek istemezsin ya da işine gelmez.
Belki de hala tüm bu olup bitenlerden haberdar bile değilsin…


16.01.2011

Bugün herkese bozuğum...


Dikiz aynalardan bakıyorum da kendime; bugün hiç güzel değilim.Hava güzel değil. Tüm bulutlar hücum etmiş sanki tepeme yavaş yavaş üstüme çökmekte.Ayaz bana inat kemiklerime işlemekte.Yağmur sadece bana inat bu kadar sağanak bir koşuşturma da.Aksi bugün herşey.Elimde durmuyor demlik,dolu bardak üstüme boşalıyor.Yatak rahatsız edici ve elimdeki kitabın her sayfası benden kaçıyor.Bugün kaldırımlarla aramızda bilmediğim bir husumet var.Ben yürüdükçe onlar uzuyor...
Oturduğum bank bile sevmedi bugün beni.Kalk git dercesine kıymıkları batıyor dokunduğum her seferde.Elimi cebime atıyorum hiç güzel cümleli bir not yok...Parktaki hiç bir güzel yüzlü çocuk yanımdan geçmiyor.Kurduğum hayaller bile lanetli.Aklımda bugün manidar olmayan ağırlıklarla dolaşıyorum.Güzel şeylerin ne kadar yarım kaldığını hatırlıyorum...Ama susasım da yok...

Herşeyden hesap sorasım bir o kadarda hıncım var çıkartılmayı bekleyen.Zaten bir sorgulamaya girmeye gör kendinle,taaa küçüklüğünde elinden oyuncağını alan arkadaşına bile o an sataşasın gelir.Sitemin vakti sırası yok.Kafan iyi değilse alayına başlarsın...

Kendimi çekilmez görüyorum bu aralar.İnsanlar bana nasıl dayanıyor hiç anlamıyorum böyle zamanlarda.Ve ben nasıl tahammül ediyorum kendime kafamda işe yaramaz bi ton soruyla dolaşınca... "Duygusal dönemler kapımı çaldığında, ikili hislerle büyük mücadele vakti gelip çatıyor benim için.Duygusalsam aynı zamanda acımasızım.Tuhaf şey doğrusu... " Bir yanım şefkat yumağı,diğer yanım azılı katil...

Zıtlıkların insanıyız...