9.02.2011

Yerleşik Suskun (Hazan mevsiminde aranan ortaklık)


 
Yatsıyı kılıyorum, yine rekâtlar karıştı…
Seni ne zaman düşünsem, namazları “acaba”larla ziyan ediyorum. Allah’la vuslatımı bile bozuyorsun. Her zamanki gibi zararın dokunuyor bana. Onu düşünmemelisin diyorum kendime. Utanmalısın!
Oturdum mu acaba ikinci rekâtta?
 
                                                     (...)
                                              
Hatırlamıyorum…
Vesvese bu deyip devam ediyorum ama sonrasındaki hiçbir rekât içime sinmiyor. Seni düşünmekten nefret ediyorum!
Beraber kılacaktık bu namazları.  Gönlümüzden akan iyiliklere gücümüz yettiğince çaba harcayacaktık ve her yaptığımız iyilikle cennetteki arsamıza ne istersek onu koyacaktık. (dileyecektik)
 
 
Olmadı sevgili..
Biz beraber hiçbir şeyi yapamadık. Şimdi belki kıldığım namazlar bile muammada. Sana alıp ta bir türlü veremediğim oyuncak arabayı, küçük bir çocuğu sevindirmek için kullandım ve yine sana vermeyi başaramadığım dua kitabını, dualara çok ihtiyacı olan ama bunu nasıl yapacağını bilemeyen bir yetişkine verdim
 
Cennetteki arsamıza tam da bizim için bir şey  isteyecektim ki vazgeçtim.
 
Seninle ortak hiçbir şeyimiz kalmadı ki sevgili.
 
Belki sende beni bu kadar düşünüyorsundur. Ama hepsi bu işte
 
Hepsi bu…
 
 
 
 

7.02.2011

Çaldıklarım...




İlkokula daha başlamamıştım galiba. Babam her akşam aynı saatte gelip aynı kanepeye (çekyat) uzanıyor.Ceketini de her zaman ki gibi diğer kanepenin üstüne bırakıyor. Bende ara sıra gidip ceketinin üstüne uzanıyorum. Elimi cebine atıyorum usul usul, amacım bozuk paraları almak. Kafamı da kanepeye doğru dönüyorum, uyumuş havası veriyorum aklımca. Ama tabii elimi attığım cep bariz görünüyor ne halt yediğim belli yani. Fark etmiyorlar beni. Zaten annem genelde o sıralarda sofra hazırlamakla meşgul babam ise habere dalmış olurdu. Kimi zaman bozuk para bulur alırdım cebinden, kimi zaman da hiç bir şey olmazdı bırakırdım öyle. Büyük para görsem almazdım hele de kâğıt olanlara hiç dokunmazdım."Hee para vermiyor muydu babam? O konuda hakkını yiyemem verirdi her zaman." Ama çocukluk işte… Ne kadar paran olursa olsun bir günlük, tek harcamalık olurdu elimizde. O yüzden ertesi günler için (abur cubur için)her daim para lazımdıJ

Bir gün yine böyle uzandım elimi ceketin cebine attım, kafamı bir çevirdim annem tepemde. Babama da söylemiş ikisi birden bana bakıyor. O an nasıl korktum anlatamam. Babam yüzüme gelmedi çocuk işte dedi geçti de, annemden çok tepki aldım. L Bas bas bağırdı sen hırsız mısın?!! Diye…
Başladım ağlamaya ama nasıl ağlamak parçalıyorum kendimi. Sonra babamdan özür diletti ve konuyu kapattık.

Çok saf bir çocuktum ben.Hırsızlık yaparken bile hırsızlığın tanımını kafamda netleştiremeyecek kadar saf. Mahallede ki en yakın arkadaşım ne kadar oyuncağım varsa hepsini azar azar çalmıştı mesela. Ona bunu söyleyemeyecek kadar saftım işte. Benim olana benim diyemeyecek kadar içe dönük… Aldığım kalemtıraşı suda yıkayabilecek kadar zekiydim işte(!)

İnsan kötü düşünceyi de şeytanlığı da kurnazlığı da etrafından öğreniyor. Kapısının önünden başka bir yeri tanımayan bir çocuk olarak geç öğrendim kötülükleri. O yüzden ilkokul dönemim hep saf/ salak şeylerle geçti. Yaptığım en kötü şey babamın cebinden para çalmak oldu.


Herkesi kendin gibi bilmek.Belki de tüm mesele buydu…

Amak-ı Hayal

4.02.2011

Ben Anlayana Kadar...


Küçükken dış kapı sert kapatıldığında gidenin bir daha asla geri gelmeyeceğini düşünürdüm.

Bizde iç odaların kapılarını annem, dışarıya açılan kapalıları ise babam sert kapatırdı. Babamın fotoğrafına bakar bakar ağlar, çıktığı kapıdan geri gelmeyecek diye her düşündüğümde yanılırdım. Babam sitemlerinden her zaman daha çabuk vazgeçen biri oldu. Annem ise girdiği odalardan uzunca bir müddet çıkmayan taraf…

Bir çocuğun en büyük ikilemidir hangi tarafta olacağını bilmemek. Zaten olayı kavramak sorun bittiğinde bile yetişmezdi onun aklına tam olarak manasıyla. Ya da bakarsın bir dalmış oyuna iki dakika önce kıyamet hiç kopmamış sanki onun yanında.

Annem o günlerden sonra içinin kapılarını hiç açmadı babama.Ve ben anladım ki kalanlarda evi terk edebilirmiş. Gitmek için ille de dışkapıyı çarpmak gerekmezmiş.

Her kim benim ailemde doya doya sevgi var derse yalan!

“Ya sevgisiz yetiştirilmiş anne babaların çocuğuyuz, ya da sevgiyi çocuklarına verememiş ailelerin çocuğuyuz”