29.03.2011

Nerde Çokluk Orda " Bit"

Küçükken mahallenin çingeneleriyle kanka olduğumu artık bilmeyeniniz yok herhalde...Sonrasında her seksenlilerin çocuğu gibi bende sadece hafta sonu yıkananlardandım.Niye bu kadar detaya girdiğimi söyleyeyim.Ya hu o kadar olası duruma rağmen ben küçükken hiç bitlenmedim.Şimdiki halime bakıyorum da o zamanlar pisliğin tekiymişim üstelik.Büyüdük çingene tayfasıyla yolumuzu ayırdık,hergün olmadı iki günde bir banyo yapar olduk ama gelin görün ki eşşşeekk kardeşim yüzünden  bitlendik.

O da benim izimden mi geliyor ne:P 5.Sınıftayken bu benim akıllı kardeşim sen git aşağı mahallenin bitli kızını al gel eve.Sonrasında o kaşınıyor ben kaşınıyorum annem de benim eşyalarımı kullanıyor başladı o da kaşınmaya...Artık elimizi kafamızdan çekemez olduk.Önce anlamadık ne olduğunu ömrü hayatımızda bit görmüşlüğümüz mü var! Evde bir de pek anlayamıyorsun saçlar serbest ,rahat...Tabii bitlerde rahat.Ama dışarı çıkıcam saçımı topluyorum şalımı örtüyorum kafamda uyuzmuşcasına bir kaşıntı.Dershaneye gidiyorum o dönem, her tenefüs zor atıyorum kendimi tuvalete.Açıyorum şalı bozuldu ya bi düzelteyim  bahanesiyle deli gibi kaşıyorum kafamı.Sonra bir iki gün derken iş çığrından çıktı.

Daha ilk gün kafamı kaşırken elime gelen o ufacık şeyin sinek olmadığını anlamalıydım.Kafama ufak bi sinek geldi sanmıştım ne masumane.Yok yok çok salakca...Neyse geçte olsa teşhisi koyduk.Kazık kadar insanlar kardeşim sayesinde bitlendik.Bildiğin bit ya :( Öyle pislik bişeyler ki bir gecede yüzlerce sirke bırakıyor.İşin en kötü tarafı o sirkeler saçtan mümkün değil çıkmıyor.Biz bir yandan bit nasıldır?Nasıl bulaşır?Nasıl başaçıkılır diye araştırma yapıyoruz bir yandan da kutu kutu bit şampuanı getirtiyoruz.Ha o da yetmedi gaz ile saçımızı tarıyoruz:PTürlü rivayetler mevcut deterjanla yıkayanlar saçına türlü karışımlar yapanlar...Yani bi yangın çıksa direk kafadan tutuşuruz alayı gelse kurtaramaz.Biz böyle bir iki hafta tara tara kafada  ne kadar saç varsa yolduk sinirden.Nasıl ağır geliyor insana varya,kazık kadarken bitlenmek...Bir de bitlerin ilaçlara karşı bile çok fazla direnç gösterdiklerini tamamen yok etmenin hiç kolay olmadığını duyunca iyice stres yaptım.Tamam kızım alış artık bundan kurtuluş yok dedim en sonunda.Arkadaşlara laf arası soruyorum hiç bitlendin mi diye herkeste ağız birliği yapmışcasına hep aynı cevap."Hee evet küçükken bi kere bitlenmiştim"Yalan bir çoğu belki hala üstünde sirkelerini taşıyor ama küçükken diyor:P Artık bu konuda uzman oldum diyebilirim anlıyorum ne zaman bitlenmiş  elini kafsına götürüş şeklinden bile anlıyorum:):)

Sonra kurtuldum bu bit denen  meretten.Ama bütün hayatımı depresife soktu o kadarını söyliyim.Kendimden soğudum ya!Tabii kurtuldum diyorum ama yine de tırsıyorum.Bir kaç sene bit şampuanını ne olur ne olmaz diyerekten kullandık.Hiç eksik etmedik evden.Hatta ben yurtta kalmaya başlayınca birinden bit bulaşır korkusuyla evden şampuan kutuma bit şampuanı doldurup götürdüğümde olmuştur:)

Şimdi sirkesi bile yok vallaha! ama şu yazıyı yazarken psikolojik midir nedir kaşınmaya başladım:P

Anket sonucuna göre ilk olarak maziden kırıntılar tercih edilmiş.Sevindim aslında demek ki daha çok yazdığım, hayatımla ilgili konular sevilmiş.Anketi cevaplayan güzel izleyicilerime  teşekkür ediyorum.Aslında buna devam mı etsem.Siz isteyin ben yazayım sürekli güncel anket yapayım haftalık:)

NOT:Bir sonraki yazı Dondurmanın tarihçesi:)

21.03.2011

Bakır Kokusu...(Çocukluğum)

Oturuyorum… Beyaz duvar taşında sallıyorum ayaklarımı duvara çarpa çarpa. Elimde kılıç oynadığım çubuk…Yarısını soyup yarısını yorulup bıraktığım ağıt ot kokulu söğüt dalı… Tişörtüm terden su gibi. Yine çok koştum deli gibi bir oyana bir buyana derken oturdum bu alçak duvara. Oturunca anladım azıcık yorulmuşum. Acıktım da… Şimdi eve girsem annem bir daha dışarı bırakmaz. En iyisi mutfaktan ekmek aşırıp tekrar oyun oynamak. Bir evin bodrum katında oturuyoruz. Kışları nemli ve rutubetli geçiyor. Arka bahçe kocaman bir arsa ya da bahçemi desem ama öyle çok ağaç yok. Bir iki tane cılız iskeletten ibaret… İki tane de büyük ağaç var güçlü, kocaman, tamda karşı karşıya ve de birbirlerine öyle uzak… Evimizin balkonu olmadığından ve benim salıncak diye tutturmalarım neticesinde iki büyük ağaca kocaman bir salıncak yaptı annem. Bayılırım salıncaklara. Bıraksa beni burada, akşam gelip alsa otururum zevkle hiç sesim çıkmaz. Öyle seviyorum. İlk yaptığında salladığı o an aklımda. Puslu bir his, gerçekle hayal karışımı bir hatıra.Annem yapmış salıncağı sallıyor beni. Benim coşkulu sesim arsa dışındaki inşaatın soğuk duvarlarında yankılanmakta. Renksiz bir ıssızlıkla geri dönen sesimi beğenmiyorum. Bu yüzden itici geliyor evimizin arka tarafı. Soğuk taşlar, ayaz, terkedilmiş gibi duran inşaat, cılız ağaçlar… Sevemedim işte tepsi çok iticiydi.


Evimiz saray yavrusu, cennet bir parça benim için. Başka ev gördüğüm mü var! Annem babam var içinde,oyuncaklarım var, sıcak sobamız var. Cennet gibiydi o zamanlar. Tuvaleti taşarmış ben hiç görmedim. Nemden ağır bir koku oluşurmuş ben ne anlarım. Bi fareleri hatırlıyorum. Ufak fareler vardı evimizde. Herkes kedi köpek besler bizde de fareler o kadar normal hayvanlardı işte. Görünce yadırgamazdım. O yüzdendir belki de sonrasında da hiç farelerden korkan bir insan olmadım.


Bazen tek oynamaktan canım sıkılır, camdaki sinekleri elimle toplar, kanatlarını yolar onlarla oynardım. Aslında oyunda sayılmaz. Dolaplı (kapaklı) kanepelerimiz vardı, kapağı açar sinekleri oraya kapatırdım. Amaçsızca, çocukluk hani empati yeteneğinin zayıf olduğu dönemler. Bir gün iri kıyım bir sinek aldım elime meğersem hamileymiş, ellerim olabildiğince tırtıl oldu. Çok ama çok iğrendim, tiksindim sonra bir daha asla sineklerle uğraşmadım. Kapının girişindeki somyanın altında bakırdan ıvır zıvırlar vardı. Onları çok karıştırırdım niyeyse. O bakır kokusunu nerde alsam direk o günlere, o somyanın altına gider aklım.


Sakin bir çocuktum ben, uslu,çoğu zaman içine kapanık. Annemler ne kadar çokbilmiş geveze bir şey olduğumu söyleseler de ben hep suskunluklarımı hatırlıyorum.Hayatım hep böyle paslaşmalarlageçti. Dönem dönem akıllı, konuşkan,girişken, becerikli, cesaretli... Dönem dönem sakin, saf, suskun, cesaretsiz…Şuan hayatımın sakin, konuşkan,girişken, cesaretli karmasını yakalamış durumdayım. Ama sonrası nasıl olur bilemem…


Not: Bazen özlüyorum bakır kokusunu, hem de çok…


10.03.2011

Çingene Olmak...


"Poşa" derler bizim oralarda çingene cemaatine. Rahat insanlardır her zaman. Düşündüklerini aniden yapabilecek kadar rahat ve egosuz oldukları içinde hepimizden bir adım önde sayılırlar hatta. Herkes gibi içlerinde ahlaklı ve ahlaksız yaşayanlar olarak onlar da  hamı ve hası ayırırlar/ayrılırlar. En kötülerine at hırsızı derler mesela en dürüst yaşayanları da bohçacılardır kanımca... 

Bohçacı hatunlar evli, çok çocuklu ve de orantısız kilolarıyla hep aynı tip insanlardan oluşur niyeyse. Er’leri çalışmaz onların. Aslında çoğu çingene  milletinin erkeği çalışmaz. Kadınlardır eve bakan. Kimisi gül, karanfil satar yurdum kaldırımlarında, kimisi de bohça yapar dolanır kapı kapı... (tabii bohçacılar artık yok onlar benim çocukluğumda kaldı)

Küçüklüğümden hatırlarım bohçacı poşaları. Anneannem her zaman onlardan alışveriş yapardı. Çayını içirir, iki sohbet eder öyle yollardı. Has ve daimi müşteriydi sevgili anneannem. Kendi parasını kazanan, ayakları yere basan güçlü biri... Anlardı onların dilinden. Kadın olmanın ne kadar zorluğu varsa, ortak edilirdi bu alışverişe... Her yeni bir şey alındığında anneanneme uğrar açardı bohçasını sere serpe. İçinden genelde; yelek, çorap, pazen, iç çamaşırı çıkardı. Uzun uzun zahmetle dağıttığı bohçasını öyle bir hızla toplardı ki... Üstüne de kocaman, kalın iki düğüm atar, hantal vücudunu kaldırmasıyla bohçasını sırtına vurması bir olurdu.

Alımlıdır çingene insanı kim ne derse desin:)Ben severim onların vurdumduymaz, oynak hallerini. Moda kavramına takılmazlar asla ne rahatsa onu geçirirler ayaklarına. Altı üstüne uymaz, rengi rengini tutmaz, eline geçeni takıp takıştıran sürüp sürüştüren saçının şekli ise hiç değişmeyen o  değişik insanlar... Çok konuşurlar, bağırmaya bayılırlar, kavga onlar için anlaşmanın önemli bir parçası.

Aslında ya onlar gibiyizdir ya da onlar gibi olmayı istemişizdir...

Her yaşam başka bir çerçeve başka bir renk… Ve ben bütün o renkleri üstümde barındırmayı, bütün o çerçevelerin içinde yer almayı istiyorum. Onlar gibi argo konuşup, ölçüsüz gülmek istiyorum. Ayağımda sıradan bir terlik, üstümde sıradan bir  giysi, elimde satmak zorunda olduğum geçim derdi güllerle işlek caddelerde gün batımından sonraya kalmak istiyorum.

"Aslında çingenelere özenmek falan bahane… Ben bugün kendim olmak istemiyorum"