26.04.2011

Hayal Gücü...


(Ben bir cümle katlettim. Daha önce dilime hiç düşmemiş, zihnimde hiç belirmemiş…)

Bilmediğim bir duyguyu yaşarken. Hissettiğim o anki telaşenin paniği ile katlettim. Evet, evet öldürdüm onu. O ve ona ait türeyebilecek her duyguyu… İlk zihnime düştü sonra dilime vurdu sonra çıktı ağzımdan nere gideceği belirsiz… Kimselere gidemeden avuçladım hepsini. Yakaladım yakalarından. Sıkıştırdım tek bir avucuma. Erittim hepsini, un ufak ettim… Acımadım… Ne diye acıyacaktım ki! Ulaşsaydı söylediğim yere, tüm emekleri ziyan edebilirdi. Bir cümle bin güzel hamleyi sona taşıyabilirdi. Başkalarına da gidebilirdi. Rota tayin etmiştim ama üzerine düşünememiştim ki…

Bir bulmacaya döndü hayat. Her gün dans ediyorum zihnimdeki senaryolarla. Kimisi git seni üzenlere bela savur diyor. Çök gırtlaklarına gözlerinin rengine bak dalga geç diyor. Kimi kargaşalarda kategorilerine ayrılıyor. Bazıları benden güçsüz… Güneş gibi doğuyorum üzerlerine, buhar olup uçuyorlar her seferinde. Kimisi iyilikten türetilen kötülük, kötülükten türetilen iyilik kadar karmaşıklık içinde anlamsızlık… Ayrışmıyor… Kara bir gölge gibi zihnimin üstünde.

Yurdum kaldırımlarında bazen sinirli bazen ise mutlu yürüyorum. Sinirli olduğumda kaldırımın canı acısın diye sert basıyorum ayaklarımı. Tükürüyorum, izmarit atıyorum üstüne. Tutup bir asfaltın ucundan silkeleyip tüm arabaları, yayaları bir yere yığmak istiyorum. Her yanımdan geçen insanın burnunu eğik düşünüyorum.

Mutluysam çizgi filmlerdeki gibi egzoz dumanından kelebekler çıkabiliyor. İçimden dışıma yayılan bahar şenliği… Siyah renkli hiçbir şeyi algılayamıyorum. Bütün yoldan geçenler dişlerini gösteriyor. Oturduğum kaldırımdan müsaade istiyorum. Geçtiğim sokaklara selam veriyorum.

Bağlamayı düşünmüyorum bu konuyu bir yere. Hepiniz yapıyorsunuzdur bunu. Hayatın bizimle dalga geçtiğini düşündüğümüz her vakit hepimizin hayal gücü tavan yapıyor. Mutluyken de keza… Gittiğimiz her yere pembe tozlar dağıtıyoruz avuç avuç…

Öyle işte…
 
 
Not: Eleştiri istiyorum!

22.04.2011

Mevsim Mevsim Duygular

Kışın getirdiği nemi, rutubeti bahar temizliğiyle daha çok fark ediyor insan. Sabah sabah pencereleri açıp, kuş sesi duyup, ılık bir esinti hissedince, ne kadar küf kokusuyla geçmiş koca kış diyoruz, kendi kendimize…

Bütün ruhsal bunalımları, kötü düşünceleri, isteksizliği, tembelliği, kışın geçmişliğine bırakıp, bahara dipdiri girmek istiyorum. Bütün sevdiklerimi “havalar ısınsın da bir” diyerek geçiştirdim. Onca yığılmış konuların, olayların acısını çıkara çıkara İstanbul’u talan etmek istiyorum. Ortaköy’de tıka basa kumpir yeme zamanı şimdi. Söz verdim kendime bu yaz benim üretkenliğime şahit olacak. Bütün yurdum esnafı, ev hanımları, çalışanlar, evinde benim gibi kapalı havanın koyuluğunda kaybolanlar… Hepimiz şu mübarek güneşi görmeyi beklemedik mi? Aşk için, faal biri olmak için, dostluk ilişkilerini pekiştirmek için bile hava şartlarını kollar olduk. Yaz aşkı denen ilginç bir kavram var mesela… Kış aylarının bizi bambaşka insanlar yaptığı bir gerçek. Motivasyonumuzu düşürüyor. Hani çalışanlarda mecbur olmasalar kış uykusuna çekilir gibi hiçbirimiz yorgan altından çıkmayacağız.Tabii bütün suçu hava şartlarına atmamak lazım... Çevremizde bir tane olumsuz insan hepimizi kendine benzetmeyi başarır çoğu zaman. Bir olumlu kişinin tüm olumsuz yapıdaki insanları etkilediğine pek şahit olmayız ama bir olumsuz insanın tüm olumlu düşünen insanların, enerjisini nasıl çektiğine pek çok zaman şahit olmuşuzdur. Ya da yaşadığımız tek bir olumsuz olayla bütün sosyal hayatımızı sarstığımız zamanlarda mevcut. İş yerinin aksiliklerini evine yansıtanlar, hanımla edinilmiş kavgaları iş ortamına taşıyanlar, bütün sinirini en samimi arkadaşından çıkaranlar… Her olumsuzluğu toplayıp toplayıp sevgilinin üstüne bırakanlar…

Zaman geçiyor. Ne ertelenen görüşmeler, ne hava şartları, ne de olumsuzluklar hiç yok olmuyor...  ”Her şeye rağmen” dediğimiz kavramla bir şeyleri yapabildiğimizde değer kazanıyor hayat…

Bozuk havaya inat, kötümser arkadaşa inat, içimizdeki olumsuzluklara inat, enerjimizi bizden alan her şeye inat tadını çıkarmalı hayatın. Zaman bıraktığımız yerde durmuyor. Dostluklar hava şartlarının seyrine göre işlemiyor, başarı kimseye hediye edilmiyor.

Yaz Mevsimi insanları daha çok mutlu etsin istiyorum ama kışa da saklayalım olumlu duyguları. Hepsini yazın tüketmeyelim, planlı olalım, kimseyi ertelemeyelim, yorgandan biraz daha uzak duralım, kışın da canı gönülden çalışabilmek için motivasyonumuzu yükseltecek uğraşlar bulalım…

Zor biliyorum. Demesi kolay yapması zor… Ama şu hayatta ne kolay ki? Dolu geçirilebilmeli her bir günü, sonra istese de geri dönemiyor insan. Bir kapalı kutudan daha fazlası olmalı hayat…


Not: Yazıda emeği geçen Hocam'a teşekkürler...




16.04.2011

Vakti Gelmez Ayrılıklar


Okul zamanı… Yaş 16 falan. Aile içi bir hadise yaşamıştık. Beni derinden etkilemişti. Bir Allah’ın kulu yok etrafımda beni anlayan. Kendi içimde kördüğümüm aynı zamanda kapalı kutu. Sonra umulmadık bir yerde umulmadık biri anlıyor gözlerimden kıvranan ruhumu. Yaralıyım farkında bunun. Konuşuyoruz, Sohbet ediyoruz. Evden biri gibi mi desem, uzaklardan benim için gelmiş sanki… Yakın hissediyorum onu kendime. Aynaya bakar gibiyim onun yüzünde… Birçok zamanda susarak anlıyoruz birbirimizi. En güzeli ve hiçbir zaman bulunamayan o tuhaf hissi nasıl anlatayım bilemiyorum… Susarken dilini çözen biriyle karşı karşıya kalmak… Duyuyorum sizi aşk diyeniniz var aranızda ama aşk falan değil bu.

Zaman geçiyor benim küçük şehrimdeki görevi bitiyor ve artık gitmesi gerekiyor. Boynunda asılı bir emaneti bana veriyor. Biri bende diğeri ise çok sevdiği başka birinde… Sonra çıkarıyor cüzdanından itina ile sakladığı bir kurdeleyi manevi değeri var bunu sana emaneten veriyorum bir gün karşılaşacağız ve sen bunu bana vereceksin diyor. Belki teselli olsun diye yapıyor ümit olsunda gidişine fazla üzülmeyeyim diye yapıyor… Sonuç itibariyle o çok alıştığım insanın artık sayılı günleri var, bir daha dönmemek üzere gidiyor. Araya mesafeler giriyor. Ben küçük şehrin bir ucu, o büyük şehrin öteki ucunda. Arada aşılmaz yollar ve benim yüreğimin kavuşturamayacağı mesafeler.
                                                                                                                 
Kendime kalıyorum. Düşünüyorum. Gidişiyle anlıyorum ki çok hakkı geçmiş bana. Beni onca zaman dinlemiş o güzel insandan helallik almadığım geliyor aklıma. Kahroluyorum. Her gün ayrı bir ağırlıkla kartopu gibi üstüme gelmeye başlıyor. Ve dilimde her öğün aynı arzu, aynı istek, aynı dua… Cevapsız kalmaz dualarım bilirim. Her günü cevaba bağlayacak, o duayı edip sabırla bekledim.

Altı sene sonra ettiğim dualar cevap buldu. Onu facebooktan buldum. Sonra msn den ekledim. Sohbet ettik ve ben ondan en düzgün cümlelerle yaptığının ne kadar kıymettar olduğunu, minnetimi dile getirerek hakkını helal etmesini istedim. O’da en güzel cümlelerle helal etti. Sonrasında ona minnetimin aşk olduğunu düşünmeye başlamış olacak ki, zamanla mesafeli davranmaya başladı bana. Zaten evlenecekti de. Bu sefer belki çok mutlu olacaktı. Ama benden zarar gelmezdi ki ona, çok iyi biliyordu bunu. Mesafeyse mesafe istediği olsun, mutlu olsunda her daim istedim… Bu yüzden usulca tekrar gidişini seyrettim. Şüphe kurt gibidir. Benden yana kimse tereddüt yaşasın istemem…

Faceden takip ediyorum onu (ekli değil). Bir oğlu olmuş aslanlar gibi. Oğlunu çekmiş sürekli videoya, izliyorum bazen. Videolardan birinde onun sesini duyunca, sesini bile unutmuşum diyorum. Aynı zamanda çok da özlediğimi fark ediyorum.

Hayatın her daim sevgi ve neşe ile dolsun kadim dostum.

Yüreğinden öpüyorum


14.04.2011

Sev/mek


(print image)

Hangi çiftin eli birbirine değse içim acıyor sevgili. Kalbim kırılıyor, canım yanıyor. Ne zaman yastığımın altındaki telefon  gecenin bir vakti çalmaya kalksa yaşama sevinci kaplıyor içimi. Saniyelik yalanlarıma inandırıyorum kendimi. Sonrası yüzümü yıkamışçasına bir ağlama krizi...

Tam da unuttum derken düşüyorsun aklıma. Hep de yalnızlığımın ayazında sinsice vuruyorsun beni. Teslim oluyorum senli her cümleye. Çaresiz uzatıyorum elimi kadife kelepçelerin müebbet mahkumiyetine...

Bir umudum olsa keşke.Kısmet değilmiş deyip, dönüp gitmeler sinmedi hiç içime. Alışamadım bu yalnızlığa, ilgisizliği sevemedim... Senin olmadığın hayallerimde herşey siyah beyaz. Çok yorgunum. Sensizlikte senin kadar yoruyor beni.

Ben seni çok özledim.Yazdığım ve yaşadığım tüm hissiyatın özeti bu. benim kaderime düşen herdaim özlemek...Ama niye ki?  Hiç mi kader sevdiğim bir kulu bana vermeyecek. Ne kadar özlemim varsa hepsine şahit olmamışmıydın sen!

"Özlemime özlem kattın sevgili" Yaptığın ve yapabileceğin tek şey bu senin...

Not: Daha önce yazdım mı bunu bilemiyorum. Karalama defterimde yazılacak diye not almışım sadece, üstünden zaman geçmiş nasıl bir his olduğunu hatırlıyorum ama nerde paylaştığıma dair hatırımda hiçbir şey yok....

9.04.2011

Karalistedeki Meslekler


Bazı mesleklerin adı kötüye çıkmıştır. Hepimizin biliçaltında bazı mesleklere ait beslenmiş, kötü bir hissiyat muhakkak bulunur. Mesela polis denince; rüşvet yiyen, el altından mal ve para götüren bir  profil oluşur. Sekreter denince; işletme sahibinin özel işlerine bakan ki bu işlerin genelde işletme işleri ile alakası olmaz, günü ve öğünleri şenlendiren, kısacası işverenin (patron, müdür) bütün isteklerine açık ve de genelde bayan olan bir tablo çizilir. Pazarlama mesleği de adı kirlenen  mesleklerdendir. Pazarlamacı dediğimiz vasıftaki insanlar kapı kapı dolaşan, yalaka, bire bin katan, iki yüzlü, adi mal satıcıları olarak tanınmıştır. O kadar bayağı bir hal almıştır ki "dilenciler ve pazarlamacılar giremez" cümlesiyle apartman panolarında da yerini, günümüze kadar her daim  bu gayri resmiyetle sürdürmeye devam etmiştir.

Bunu sebebi bu meslekleri böyle düşünen insanlar değildir. Yani kimse mesleklere çamur at izi kalsın taktiği uyguladığından bilinçaltımıza bu meslekler böyle kazınmamıştır. Bu husus mesleğini etik dışı icra eden ve zamanın da veya şuanda da halen bu ahlaksızlığını devam ettirmiş, çalışan kitlenin mesleğe miras bıraktı kötü bir yaftadır. Nice dürüst polisi zan altında bırakan,sekreterliği  namussuz bir iş gibi algılamaya sebep olan, satışın dünya çapında  işletmenin can damarı olarak görüldüğü, şeffaflık ve daimi müşteri esasıyla dürüst çalışmasının farz olduğu  bu muhtelif meslekler, mesleğini kötü yapmış insanların zannı altında daha fazla kötü halde bırakılmamalıdır... 

Bir polisin hızlı gelişme gösteren, hayatındaki herhangi bir değişiklik zan altında kalır. Kredi ile araba alsa, ev alsa gözler hemen çevrilir ve utanmadan söylenilir "bu değirmenin suyu nerden?"  Kimseler kolay kolay inanmazlar. Bilinçaltındakiler bazen dürüstlüklere bile hakim olur. Gerçekten hakkını vererek çalışan bir memur için bu hissiyat sanıyorum ki üzücüdür.

Sekter ise aslında işverenin sağ koludur. İş kolaylaştırıcı bir vasfı vardır. Günümüzde artık bayanlar kadar erkek sekreterler de mevcuttur. Bir görüşmenin,bir randevünün kilit noktasıdır. Sekreter yöneticiye giden en önemli basamaktır. Kimse formaliteden dosyasını alıp odalara kapanan biri olmak için sekreterlik okumaz herhalde!

Pazarlamada işler daha kötü aslında. Her birimizin pazarlama hakkında bilmesi gereken çok daha fazla unsur var. Ayrıca bilinçaltından yok edilmesi gereken daha fazla olumsuz düşünce var. Modern pazarlama yöntemine geçilmesiyle  birlikte eski usul ve etik olmayan satış yöntemleri çoktan yok olup gittti bi kere. Artık benim çocukluğumdaki gibi kapıya gelen bohçacılar,kamyon ile büyük esya satanlar,kapı kapı dolaşan seyyar satışçılar kalmadı. Artık satışın ve ticaretin şeffaflık üzerine kurulduğu bir dönemdeyiz. Müşteriye vurdu kaçtı taktiğiyle mal satmanın zararlarını pazarlama, adını zedeleyerek fazlasıyla ödedi bence. Pazarlama tekdüze olmayan muhtelif teknik ve yöntemlerle oluşmakla birlikte (sadece kapı kapı dolaşmak değildir) en önemli husus sadece ve sadece daimi müşteri edinmek için hizmet geliştirmeye odaklanmıştır. Bir müşteriye giden yol bir ürünü bir kereden fazla satmayı becebilmekten geçtiği için yalan söylemek  imkansızlaşmıştır....

Rahatsız olduğum konulardan biri de insanların Doğrudan Satış'a yeterince saygı göstermemesi ve sıcak bakmamasıdır. Yani toplumumuzda bir çok insan ya doğrudan satışı yanlış biliyor ya da hiç bilmiyor. Halbuki o kadar mantıklı ve karlı bir sistem ki. Ve de çok ama çok gelişme gösterdi. Artık tüm işletmeler doğrudan satış tekniklerini kullanmaktadır. Çağın en önemli,hem müşteriye hem çalışanına, hem işletme sahibine ciddi karlar getiren esaslı  ve yasal bir yöntemdir/iştir. Bir çok insan hayallerini, ek gelrini,hatta daimi işini doğrudan satış ile elde edebilir. Doğrudan satış pazarlamacı yaftasındaki niteliklerle uyuşmaz. Kapıdan kapıya satış sistemi değil, tavsiye usulü işleyen bir yöntem ile yürütülür (genel itibariyle)

"Bir çok insan pazarlama yaftası vurup, yapamam önyargısıyla  yaklaştığından,Doğrudan satış işinden nasibini alamaz."

Not: Bu aralar Doğrudan Satışa daha da fazla zaman ayırmaya başladım. İlk önce "Doğrudan Satış" hakkındaki önyargılarımızı kıralım daha sonra size eğitimlerine gitmekte olduğum, altın çevre ödüllü, 5A1 kredi notuna sahip, elli yılı aşkın dünyanın dört bir yanında yapılan ekolojik bir doğrudan satış firmasına değinicem...

Umarım sizinde ilginizi çeker..