31.05.2011

Küçük Ezberler, Büyük İnşalar...



Tamam, belki öyle pek parlak bir ailenin çocuğu sayılmam ama hakkı yenmeyecek güzel değerler kazandırdığı da olmuştur ailemin… İlk çocuk olmanın zorlukları olsa da bunun içinde güzel olan şeylerde vardı. Kimsenin küçülmüş giysilerini giymiyorsun mesela, bütün gıcır oyuncakların tek sahibi oluyorsun uzunca bir müddet. Anne baba daha bir itinalı oluyor, hele de evliliğin akabinde hemencecik doğmuş bir çocuk isen anne baba arasında ki o yeni yeni kaynaşmışlık ve de hala birbirlerini tanıma çabasının tuhaf masumiyetine şahit olarak büyüyorsun.

Baba, evlat için kendinde başka hevesler biriktirmişken, anne ise bambaşka hevesler taşır yavrusu için ve bu hevesler çocuğun üzerinde kimi zaman yoğun bir ilgi alaka iken kimi zamanda gayriihtiyarî bir baskı haline gelir. Bir çocuk olarak bundan bazen çok memnun kalıyorsun bazen de bunalıyorsun.

 Neyse aslında bugün sadece şu videodaki şirin çocuk vesilesiyle size babamla aramdaki dua diyaloglarını lanse etmek istiyorum. Babama pek bir düşkündüm küçükken. Sorun ne olursa olsun babama üzülürdüm ben hep. Çok çalışırdı babam, marangoz atölyesinin ne kadar tozu, kiri, talaşı, vernik kokusu varsa eve getirirdi. Birçok baba gibi rutin iş saatleri yoktu onun. Bazen sabahlara kadar gelmez bazen de akşam yemeğini yer yemez çıkardı evden. Eve geldiğinde O her zamanki gibi aynı çekyata uzanır, bende her zamanki gibi bir yastık kapar, babamın üstüne abanırdım. Biz senelerce böyle izledik haberleri. Çoğu zaman da yere bağdaş kurar, o kısa zaman dilimlerini dua ezberlemeyle geçirirdik. O günleri an be an hatırlıyorum net bir şekilde.O söylerdi ben tekrarlardım, o söylerdi ben tekrarlardım… Bıkmadan, usanmadan, yorulmadan öyle çok yaptık ki biz bunu… Bütün namaz surelerini bitirmiştik bu şekilde.

Sanırım babamla yaşadığım en güzel en verimli diyaloglardan biriydi bu dua seansları. Ölümsüz eserlere benzer bu tür öğretiler. Sen bir tohum atarsın o bir fidan olur, ağaç olur meyve verir sonra O da kalkar çekirdeğinden bir fidan yetiştirir koskoca bir orman olur…

O dualarda büyüdü benimle; çare oldu, deva oldu, şifa oldu, Allah’la (c.c)  vuslat oldu, inanç oldu, ümit oldu, bugün o çocuğun diline düşen bütün dualar hayatının en köklü zemini oldu…

Sevgili Babama sonsuz Teşekkürler…


18.05.2011

Aşk (!)

Aşk cinayetmiş sevgili (!)
İki kişilik olmayan bitevi bir sancı dili.
Geri dönüşü olmayanlara özür dilemekmiş sevgi
Uzak iklimlere gönderdiğin sevgiliyi kontrolsüzce sevmekmiş binevi.

Aşk iki alemi kaplarmış sevgili.
Özlemsiz dile gelmezmiş.
Biri her zaman hep ama hep daha çok severmiş
Sevilmeyenin kalbi yanınca zalimlik zuhreylermiş.
Aşk tek kişiye düştü düşeli,
Sözcükler erimiş, aşk gerçekliğini yitirmiş, sevgi adını lekelemiş...

"Aşk için öldürenlere"

13.05.2011

Bendeki "Sen" Gerçeği...



Ben, sebepsiz tüm cümleleri yakıp yıkan insan
Sen, ebedi âleme bırakılmış bir yüce dua
Ben, kızgın güneş altında serap yaşayan...
Sen ise hiç ulaşılamayan ve her şeyin bir parçası olan...

Biz demeye dili varmayan,
İki öznenin tek vücutlu gerçeği...
Şu kaldırımlar bile ezberledi seni,
Şu gök bile ne çok dinledi bendeki sen gerçeğini...
Bir kuşun kanadına takılır da gelirsin diye ne çok bekledim seni...

10.05.2011

Ben Yine Yorgun…


Kaldırımlarda enerjisi çekilmiş,  yine başka insanlardan kendini soyutlamışçasına eve vardım bugün… Bir direk lambasının loşluğunda kendi gölgeme baktım anlamsızca. Büyük müyüm diye baktım. Küçüklüğümü hatırlayıp bir ara kovalamak istedim gölgemi bi perva. Ne zaman geçti günler dedim. Daha geçen gün bende elinde ufacık süslü çantasıyla dışarı alışverişe çıkıp anne bunu al diyen tarafın insanı değil miydim? Daha geçen gün sevgiyi ailesiyle sınırlamış ama her şeye sevgiyle bakan tarafın insanı, yani küçük kaygısız günlerin hafifliğindeki mutlu insan değil miydim? Büyümekten hoşlanmadım ben. O günlerde sorsalar ikiyken dört, dörtken büyük olmak hevesliye altı derdim yaşımı. Şimdi ruhum bilmem taa kaç yaşına geldi beni ikiye dörde beşe katladı. Ne zaman sevdiysem bir yüzü, bir gönlü, bir eli, bir hevesi, aniden ve kati suretle yaşlanmaya başladım… Uzak iklimleri özler oldum. Baharı bekleyen ama bulamayanlardan oldum. Sevip de kavuşamayan safına geçtim geçeli ben benden oldum…

Bir şefkat ki ne kadar uzakta olursan ol sarıyorsun sıkıca, basıyorsun bağrına… Bir yürek ki hasta olsa hissediyorsun. Gece bi elin hep üstünde sanki onun, aman üşümesin diyorsun. Şefkatin kokusu olur mu? Olur! Her yürek titreten duygunun bir kokusu olur. Anne kokusu gibi… Bebek kokusu gibi… Özlemlerin, şefkatin kokusu, yoğun yüreklerde mevcuttur. Her zaman ki gibi bugünde özlemlerden nefret ediyorum. Şefkat duygusunun bu kadar hissettiğim için uzaklıkları sevmiyorum. Çaresizim sevgili… Ben seni çok seviyorum ama çaresizim. Ben sana anne oldum, yar oldum, sırdaş oldum arkadaş oldum, kardeş oldum ama yakın olamadım… Üzgünüm sevgili…

Uzaktan da hisseder insanlar birbirini, hep hissediyorum seni. Senin hissettiğin gibi…
Surat astığını, yalnız kaldığını, gözünün beni aradığını, ilacını içmediğini, bugün halsiz olduğunu biliyorum sevgili… Canın yanınca benimkide yanıyor. Ben birçok kez uyumuyorum seninle… Evlat gibisin sevgili…

Sensiz kaç gün, kaç ay, kaç yıl daha geçer bilemiyorum ki. Bana kalsa son nefesimi alıyorum bir saniye daha dayanamam dayanamıyorum diyorum. Ama her seferinde içimdekine sığınıyorum, bastırıyorum, ümit ediyorum ve üç noktalara teslim oluyorum… Derin bir nefes alıyorum ha gayret diyorum…

Diyorum ama…

İşte öyle…

6.05.2011

Ardından...

Yokuş aşağı bitişlerin hızına yetişemeyen zavallı aklım..
Hiç bir grizgahın daha manasına varamamışken,
Sonuçlara teselli cümleleri eklerken,
Ve bitmeyen hamlelerin kısırlığında kendini bulmaya çalışırken...
Ne varlığı ne yokluğu anlamdıramamışken...

Dedim ya zavallı ben...
Saflığa bulanmış ne varsa lehime...
Gönülde kalan basite indirgenmiş iki kelime.

Gidenlere söylenesi yıpranmış cümleler.
Verilememiş sevgi kelamları.
Bir cüzdan arasına sıkıştırılmış hayal tümceleri..
Silik, yırtılmış, rengi kararmış...

Ama cümle bitince bitmez satırlar,
Dalga gelince kaybolmaz tüm kalıntılar,
Sessizlik çökünce kendine kalır sadece insan..

Ama bitmez sevgi,
Bitemez ki..

Kolay başlangıc zor gelişme yaşayan ,
Ve sonuç cümlesine bir nefeste varan,
Hızını alamamış, yaşanmış sayılan...
Bitti deyince bitemeyenleri ele vermez mi ki?

3.05.2011

Babasız Çocuk Olmak...

Bazı çocuklar hayata 1-0 yenik başlar. Onlar babalarını hiç tanıyamazlar. Ya ölüm uzaklaştırır onlardan, ya da babalık sorumluluğunu, tam içine sindirememiş ellerde doğarlar. Olmaz işte kimilerinin babası…

Kocaman kollarında o şefkat hissinin hoşluğunda, bilindik bir kokuyla, keyifle uyuyamazlar… Nazlanamazlar… Sırtımı kaşı uyuyamıyorum, deyip biraz daha güven hissinin tadını çıkaramazlar… Babam seni döver diyemezler. Kapı çalınca yapışamazlar bacaklarına, hemen meydan güreşi için salona çekiştiremezler. Yolun bir başından göründü mü, elinde ne varsa bırakıp özgürce koşamazlar babalarına… Ceketin cebinden hiç sürpriz bir şeyler çıkmaz… Baba ile anne bambaşkadır. Evde pazarları tamir yapılmalıdır. Annenin yemekleri kırk gün aç kalmışçasına iştahlıca yenmelidir. Baba evin direğidir. Zaman zaman korkulan, her daim sevilen ve de onsuz olunamayandır baba… Evi ısıtan sıcacık bir yüreği vardır. Korktuğunda güvenle yaklaşılabilecek ilk insandır baba. Bak bunu babam aldı dediğimizde yüreğimize güven, mutluluk hissettirendir.

Kimi annelerde bu zorluğun tümünü sırtlanmak zorunda kalanlardandır. Bir koltukta iki karpuz misali hem anne hem baba olmaya çalışırlar. Onlar özverili kadınlardır… Ama anne sadece anne olmalıdır… Babanın bir imajı vardır bu yüzden ayrı bir birey olmalıdır. Babanın elleri büyük, avuçları nasırlı olmalı, seninle oynarken gözünden uyku akmalıdır. Bir arkadaş senin baban ne iş yapıyor dediğin de anne gösterilmez ki…


Zordur bir aileyi babasızda eksiksizmiş gibi idare etmek. Anne işe gitmelidir, evde yemek pişirmelidir, veli toplantılarına gitmeli, evin eksiklerini karşılamalı, okul masrafları, dersler, şahsi sorunlar hepsi sekteye uğramadan düzen içerisinde idame ettirilmelidir. Ve bunun gibi nice duygular babanın kıymetini bilmeyen evlatlara örnek olmalıdır. Babasız çocuklar daha çabuk olgunlaşır. Onların anlaması gereken olgun gerçeklikler vardır. Hayalleri vardır sağ yanı hep eksik kalan. Umutları vardır uzaklara bakıp acaba dedirten…

“Babasız çocuk olmak hiç çamurla oynamamış, hiç bisiklete binmemiş, hiç hevesleri gerçek olmamış bir çocuğun eksikliklerinden daha da büyük bir eksikliktir.”

“Babasız çocuk olmak; Akşam kapı çaldığında hevesle kapıyı açmak gibi beklentilere meyil edememektir…”

Amak- Hayal