17.08.2011

Saklanamayanlar...

Fotoğraflarıma bakıyorum da her ne kadar ciddi bir görüntüm olduğunu söyleseler de, benim umut dolu bir gülüşüm var. Henüz acılar yer etmemiş mimiklerimde. Bana göre durum böyle…

Bir gün böyle hoş sohbet gülüp eğlenirken arkadaşın biri; neden bu kadar hüzünlüsün? Dedi bana. O an öylesine uzaktım ki tüm üzüntülerimden. Ortamın ve sohbetin güzelliğine kapılmış aklımda ne varsa unutmuştum hâlbuki. O ani ve beklenmedik cümle zararsız olsa da tokat gibi çarptı suratıma. Gülüşümdeki hüznü her nasıl görebildiyse, beni oldukça rahatsız etmişti. Hâlbuki o insan olağan sorunlarımı tahmin edemeyecek kadar bana uzak biriydi… Bazen işte bir cümle bütün olumsuzlukların beynine üşüşmesi için yeterli gelir. İstemediğim ne varsa hatırlamış olmanın verdiği sıkıntıyla cevap vermek istedim lakin onu da beceremedim. Teslim oldum hemen. Zaten bir yığın hüzünle yaşıyorsan teslim oluyorsun istemeden…

Ben inanmazdım hüznün insanda yer edindiğine. Bir insanın önce gözlerine çökermiş yalnızlık ve bütün yapamadıkları mimiklerinde birikirmiş… Dil ne söylerse söylesin, yüz ne kadar gülerse gülsün bir insanın bakışında saklıdır gerçeklikler ve sakladığına inandığı gülüşüne yerleşir tüm elde edilemeyenler…

O gün benim biriktirdiklerimi her mimiğimde gören arkadaşımla aynı hüznü paylaştığıma eminim. Bunu ona söylemedim ama yürekten hissettim…

ve dinlenesi bir müzik

11.08.2011

Öğrenilmiş Çaresizlik

Bir kaldırımda otururken görmüşler seni. Selam vermişler duymamışsın. Dalgınlığına ve uygunsuz oturduğun kaldırım taşına istinaden yaklaşmak istemişler, lakin cesaret edememişler. Geçenlerde arkadaşın biride, bir kafede görmüş seni. Yine dalgın önünü göremez vaziyette… Merhaba demek istemiş, sen görmeyince vazgeçmiş. Alınmış da… Kasıtlı yaptığını, görmezden geldiğini düşünüp içerlemiş.

Bugünlerde kimi görsem senden ve dalgınlığından bahsediyorlar. Sanırım aynadan yansıyan suretinden bile bihaber dolaşıyorsun ortalıklarda… Muhtemelen yemeden içmeden de kesildin. Depresyon haplarına da başlamışsındır. En son hangisinde kalmıştın? Anafranil miydi? Yok, yok sanırım lustral special’di… Allahtan sigarayla aran iyi değil. Ama geceleri başlamışsındır yine sahil kenarında biraları devirmeye. Geçen gece bana bir mesaj atmışsın, okunaksız… Ne yazdığını anlayamadığımdan bunu içtiğin biralara yordum. Kızdım bir sürü sana, ama diyemedim… Bu seferde seni toparlayan kişi ben olmak istemedim. Her yaptığın büyük hataların üstünü öğrenilmiş çaresizliklerle örtüyorsun. Çünkü başka türlü davranmayı bilmiyorsun ve başka bir yolunu bulmak istemiyorsun.

Ben seni tanıdım tanıyalı yaptığın hatalarından çok çaresizliğine ve acizliğine kızıyorum. Sen bunu anlamıyorsun. Seni çaresiz görmek aramızdaki bağı daha çok zedeliyor. Teslim oluyorsun hem hayata hem de yaptığın bütün hatalara… Hâlbuki benim görmek istediğim sadece çaba…Katı bir insan değilim ben... Yeter ki olağan telafiyi bulmak için azmet. Bir bedel ödediğini görmek falan da değil istediğim. Kötü olduğunu, acı çektiğini, çaresiz olduğunu bilmek değil…

Açık ve net haliyle: “Senin öğrenilmiş çaresizliğini nasıl aşacağımı bilemiyorum. Bunun yolunu bulamadığım için de her şeyi tek taraflı yapmak ve toparlamak zorunda kalıyorum…”Beni zorluyorsun sana nasıl davranacağımı hiç bilemiyorum...

9.08.2011

"O"

Beni rahatlatan en özel insandan bahsedicem bugün. Bütün gün ne yaşamışsam, gece bana bir iki cümleyle ve hareketle her şeyi unutturan insan…

Desem ki harika teselli cümleleri kuruyor, motive ediyor, yaşadığım tüm zorlukları onun söyledikleriyle aşıyorum, yalan olur… Yalan olur çünkü o hiç teselli cümleleri kurmayı beceremez. Motive etmekten anlamaz. “Gel yanıma bakıyım, kıyamam ben sana” der. Alır sıcacık kollarına, kokusu sinene kadar çıkamazsın oradan. Saçlarımı sever…

Bilir ki; saçlarımı sevmek bütün savunma mekanizmamı alt üst etmek demek. Bilir ki; sarılmak benim yelkenlerimi suya düşürmek, aklımdaki tüm olumsuzlukları kovalamak demek. Çünkü bilir ki; beni rahatlatmanın yolu “kıyamam sana ben” cümlesinin ılık esintisinden geçer. Bilir ki diyorum ama sanırım “O” bunları bilmeden yapıyor. Bilmeden küçük bir çocuk gibi hissettiriyor bana kendimi. Bilmeden onarıyor, en güzel duygularla uyutuyor beni. Sabaha birçok zaman O’nun sayesinde mutlu uyanıyorum.

“O” çok beceriksiz. Kesinlikle ne kadar isterse istesin bilinçli yapamaz bunları. Beni iyi etmenin yolunu istese de bulamaz, bulsa da başaramaz. Böyle bir kabiliyeti hiç ama hiç yok. Ama ne bileyim sezgisel bir durum galiba. Beden dilini çok iyi kullanıyor. Cümlelerle beceremediği ne varsa hareketleriyle başarıyor. Beklide ben alıştım ve artık cümleler beklemediğim için bu durum böyle. Sebebi ne olursa olsun etkiliyor beni. Savunmasız bir çocuk gibi sevilmekten, prensesler gibi uyutulmaktan oldukça memnunum. O’da bir kez olsun şikâyet etmez benim olumsuzluklarımdan.

Ağlarken susturdu, mutsuzken güldürdü beni.” Ne kadar çok sorunumuz var hâlbuki…” Her şeye rağmen O’nu kimselere değişmem. Kimse onun gibi anlatamaz kendini. Kimse onun gibi söyleyemez istediklerini. Hiç benim tarzım bir insan değildi, hala da değil… Ama sanırım farklı bir dil oluşturduk aramızda. Başkalarının bilmediği, bilse de anlayamayacağı bir sevgi dili…

Eğer ilişkilerinize dikkatli bakarsanız fark etmeden oluşturulmuş bir sürü sevgi dili görürsünüz. Anlamsız, tuhaf, ilginç ama güzel…

Üstüne birde bunu okursanız harika olur.

7.08.2011

Mutfak Penceresindeki Huzur


Karanlık bir mutfağın penceresinden bir direk lambasının ışığını izliyorum…
Ne zaman kendimle konuşmak istesem hep kendimi camın önünde o loşluğa bakarken buluyorum/buluyordum. Hele de kışın dondurucu soğuğunda… Bazen yağmurlu bir manzara bazen de kar tanelerinin uçuşan ve hep göz kamaştıran o beyazlığında. Kendine kalmak bir devrim tadında… Ne zaman kendime kalsam büyük kararlar veriyorum. Yüzümün pencereden yansıyan aksiyle yüzleşiyorum. Velhasıl insan kaçamayınca kendinden yüzleşmeler kimselere söylenmediği kadar acımasızca oluyor. Her zaman böyle mi peki? Hayır! Ben ne zaman karanlık bir pencereden loş bir ışığa baksam arındığımı hissediyorum. Ne zaman gecenin bir vakti o pencereden dışarı baksam huzur doluyor içim.

Seviyormuşum bir vakit yalnızlığı. Şimdilerde mutfak penceremden bir direk lambası bile göremiyorum. Evler dip dibe. Yakışıksız gövdeleriyle masum manzaramı katletmekte… Kendime kalmak manzarasız olmuyor(du). Şimdilerde ise sadece beyaz kâğıtlarda buluyorum kendimi. O eski, karanlık içinde loş ışıktan ilham alma devrim, sanırım yakışıksız binalar yüzünden bitti… Beyaz kâğıtta insan kendini nasıl buluru anlatmayacağım tabiî ki… Siz bilirsiniz kâğıdın ilham veren kokusunu ve bir kalemin elde bıraktığı derin manayı… Ama ben derim ki varsa imkânınız gecenin bir vakti pencereden, bir direk lambasının loş ışığında kendinizi dinleyin.

Bununla  Okuyun huzur veren bir müzik...

5.08.2011

Kadim Dostum

Ne kadar sende herkes gibi uzağımda olsan da sitemkâr değilim sana. Belki de en doğru kararı aramızdaki iletişimi keserek, sen verdin…

Bana sırtını dönmüşsün gibi hissetmiyorum. Çünkü yaptıklarına uzun vadeli kızamıyorum. Belki huzurun bir parçası olamazdım ben. Aramızdaki saf duygulara kötülük katmak isteyenler olabilirdi. İyiyken kötü olmak, zarar görmek, zedelenmek ikimizi de üzerdi.

Verdiğin kararlarda payem olmadığı için üzgünüm dostum. Gecenin kör bir vakti aklıma düştüğün için de ayrıca üzgünüm. Hayat ne senin ne de benim istediğim gibi şekil almadı. Bambaşka fırsatların içerisinde bazen istediklerimizin yönünü değiştirerek hayallerimizi gerçek yaptık. O hayatın daha iyi olsun diye vazgeçtiğin ama çok sevdiğin şeyleri geri vermek çok isterdim sana. Her şeye rağmen biliyor musun, ben bıraktığın yerdeyim.

Biliyorum üstünden onca zaman geçti hayatlarımız bambaşka yönlere doğru gitti. Ama dedim ya içimde sana karşı hiç kötü bir şey yok. Sen verdiğin kararlara rağmen bilsen de bilmesen de en iyi dostumsun. Bu âlemin öteki yüzünde arayıp ta bulmak istediğim en iyi dost…

Bundan seneler evvel yine böyle bir sabah namazında, hatta birçok sabah namazında ettiğim tek dua seni bulabilmekti. Şimdilerde ise bu artık mümkün olmadığından yüzüm yok tek taraflı dilekler dilemeye… Ama hani diyorum olur ya kader belki bizi tesadüfen yüz yüze getirir. Yüzünü merak ediyorum kadim dostum. Ve hala ben senin için bir dost muyum bunu bilmek çok istiyorum…


3.08.2011

Fark ettim ki...



Fark ettim ki; Seninle benim aramdaki kader getirisi değilmiş. Ayrılıklar hep tek taraflı ve sadece senin isteğinle gerçekleşmiş. Uzaklıkları seçen ve hep benden ötelere kararlar verip göçen senmişsin. Ayrılık iklimlerini bahar mevsimlerine ve bayram sevinçlerine karıştıran senmişsin.

Fark ettim ki; eskiden her ne hayal kurmuşsam hayata dair, içine hep seni katmışım/katmıştım… Ve şimdilerde ayakta durmayı yeni yeni başaran bir bebek gibi, içinde sen olmayan dirayetli hayaller peşindeyim. Nasıl ki o zamanlar, hayalleri sensiz kurmak elimde olmayan güçlü bir istemdi; işte şimdi içinde sen olmayan yeni hayaller kurmamda da aynı durum geçerli…

Fark ettim ki; Bir insanı hayallerinden gayri ihtiyari soyutlamak demek, ondan artık vazgeçmeye başlamak demek…

Dinlenesi...