28.11.2011

Hemde Böylesi Bir Çocuk Olabilmişken, Annemin Benimle Derdi Neydi Bilemiyorum...


Birçok çocuktan daha çok vermişimdir dışarıda oynamanın hakkını. Hep yönetirdim gittiğim oyunları. Herkesten daha çok koşar, herkesten daha çok emek harcardım oynadığım kişileri bir arada tutabilmek için. Sayemde uzun sürerdi oynanan oyunlar. En çok ben efor harcamama rağmen en çok ben zevk alırdım o asfalt ziftlerinde oynadığım oyunlardan. Kan ter içinde kalmayı geçtim tuvalete bile gitmemek için direnirdim. Açlık öyle bir bastırırdı ki sırf oyun devam etsin diye yine de eve girip bir şeyler yemezdim. Ömrümde kimsenin camını çerçevesini aşağı indiren haylaz bir velet olmadım (hoş olamam da velet erkek çocuklar için kullanılıyor sanırım Arapçada.) Derslere gelince saf salak kesilen ben, dışarıda oynamak konusunda farklı hünerlere sahiptim. Ama çok usluydum. Eve geç girmek konusu hariç... Verdiğim tek zarar su savaşı için evden aldığım kesme bardağı koridorda kırmak oldu. Ne düşüp üstümü yırtmışımdır ne de bir yerlerimi kırmışımdır. Kışın dışarı tek t-shirtle çıkmaya çalışan sivri zekâlardan da değildim ben. Bu konuda da umuyorum zararım dokunmamıştır aileme. Benim ailemle anlaşamadığım tek husus misafirliklerdi. Misafirlik benim için istemediğin külotlu çorapları sıkı sıkı giyinmek sevmediğim ütülü elbiseleri üstüme geçirmekle başlar akabinde gidinilen yerde put gibi oturma mecburiyetiyle devam ederdi. Daha giysileri giyer giymez sıkıntının zorundan başım ağrımaya, midem bulanmaya başlardı. Gittiğimiz yerdeki yaşıtlarımla çabuk kaynaşır hemen oyun organize etmeye çalışırdım fakat hep engellenirdim. Çocuk dediğin susmalıydı ve bir kenarda öylece oturmalıydı. Oyuncak kavgası yapmamalıydı, yüksek sesle oyun oynamamalıydı hele ortalığı kesinlikle dağıtmamalıydı. Yoksa evde dayak beklerdi en beterinden. Giderken bir ton nasihat dinler varmadan önceki son söz dayak tehdidi ile pekiştirilirdi. Önce tırsar sonrada hemen unuturdum. Öyle ya gittiğim kişinin çocuğu başka bir karakter, başka bir ev, başka oyuncaklar... Dayanamazdım ki hemen başım dönerdi. Annem hep gittiği yerde oturduğu koltuktan hiç kalkmayan çocuklara özenmiştir. Ve hep öyle olmam için çaba sarf etmiştir. Ama maalesef bu hiç olamadı. Olmamalıydı da! Çocuk dediğin oturur mu koltukta öylece... Poğaça börek istemez mi? Bunu sevdim yine var mı demez mi? Oyuncaklarını çıkar oynayalım demez mi? Koşturmaz mı koridorda. Zıplamaz mı hiç koltuk tepelerinde. Ben bunları " yaramazlıktan" saymıyorum. Saymamakla birlikte bunun için yapılan "seninle evde görüşücez" tehdidinden nefret ediyordum/ ediyorum. Seninle evde görüşücezin anlamını iyi biliyordum çünkü daha gitmeden kıvrandırıyor insanı, korku şimşek hızıyla düşüyor tependen. Tutuşuyorsun yeminle... O sözle bütün aldığın zevkin içine ediyor ya annen ya da baban (genelde anne tabii.) Gırtlağında kalıyor yediğin pasta, alttan alttan burnundan soluyan annenin gözlerine denk geliyorsun. Korkuyorsun ama tabii ecele faydası dokunmuyor. Karnın mı ağrısa, ateşin mi çıksa, annenle baban bir şey yüzünden kavga mı etse de sen sıyırsan diye bin tilki dolaşıyor tepende. Bayılsam mı acaba, düşsem mi böle kan revalık hale gelecek şekilde. Bunlar bazen tutuyor bazen de paşa paşa yiyip dayağımı oturuyordum. Bazen beni unutuyordu bazen de 'evde görüşücez'in hakkını oklavayla çıkartıyordu. Tabakta yediklerime de dikkat ederdi. Bence en saçma olanda buydu. Ben tabağımdakini bitirmeyi severdim, zaten misafirlikte hep güzel şeyler ikram ederler beş çayı tadında olur tabağında gelenler. Annem bir tabağın hepsini yemenin aç gözlülük ya da görgüsüzlük olduğunu düşünüyordu sanırım, ki bu yüzden tabağında bir şeyler muhakkak bırakırdı. Bende bu zihniyeti uzunca bir müddet annemden aldıktan sonra bir eğitimde ikramın hepsini tüketmenin daha doğru olduğunu ve yemeyeceğiniz şeyi tabağınıza almamanın daha uygun olduğunu öğrendim. Ben aslında doğru düşünüyormuşum. Ayrıca gittiğiniz yerin durumuna göre tekrar tabağınıza beğendiğiniz yiyecekten istemenin hiç sakıncası olmadığı da belirtilmekteydi.

Diyeceğim o ki; gereksiz şeyler yüzünden bir çocuğun keyfini kaçırmaya hiç gerek yok. Başkalarının malına zarar vermeyen çocuk uslu çocuktur, oynamayı beceren çocuk akıllı çocuktur. Gittiği yerdeki yaşıtlarına kaynaşan çocuk uyumlu çocuktur, annesinin dediklerini beyninde anlamlandırmadığı ve mantıklı bulmadığı için hiçbir zaman yapmayan çocuk NORMAL bir çocuktur... Hiçbir çocuk ebeveynlerinin hayallerini gerçekleştirmek için gelmez dünyaya ve hiçbir insan dönemi çocukluk kadar tatlı ve kaygısız geçmez. Kaygısızlığın keyfini sürenlere azıcık daha toleranslı olun, zaten büyünce hiç birini yapamayacak kadar çok işi ve hiçbirini yapamayacak kadar düşünmesi gereken çok detaylı soruları olacak...

O zaten bir daha hiç çocuk olamayacak....

Yazan: Amak-ı Hayal (Hayal Derinlikleri)

Not: Güya beslediğim sokak kedilerinden derleme bir çocukluk hatıramdan bahsedecektim. Konu buraya nasıl geldi bilemiyorum. Neyse o da bir daha ki sefere artık...

12 yorum:

  1. Bu yazıyı okuduktan sonra daha başka kararlar aldım annelik üzerine. Çok haklısın gerçekten. Misafirliklerden hep tiksindim. Hatta o tiksinti bana nasıl yapıştıysa hala sevmiyorum.

    YanıtlaSil
  2. Nora:

    Çocuk psikolojisi üzerine konuşan işin ehli insanlarında ortak kanaati bu...

    İnşallah bizler daha anlayışlı ve o küçücük akıllara olması gerekenleri diktalıkla değilde konuşarak ve orta yolunu bularak aksettirebilen ebeveynlerden oluruz...


    Not: Zamanında zorla giydirilmiş giysiler yüzünden bende hala zaman zaman bu tiksintiyi yaşıyorum

    Sevgilerimle...

    YanıtlaSil
  3. hepsi eşittir, anne. diyorum. ve böyle zaten. boşver sen annen gibi olma.

    haklısın yazdıklarında. çocuk işte. o yaşta yapamayacaksın da, şimdi mi yapacaksın sanki?!

    annemden böyle şeyler hatırlamıyorum ama bişeyler vardı sanki, aklıma gelince yazarım.

    YanıtlaSil
  4. yine çok güzel anlatmışsın.. çocukları özgür bırakmak gerekiyor..biz nasıl farklıysak birbirimizden onlardan da bizim gibi olmalarını beklememiz yanlış..

    YanıtlaSil
  5. Lazanya:

    Annem aslında çok iyi, anlaşıylı bir insandır ama zamanla oldu bu kavramlar tabii :)

    Eskiden daha çok kök söktürürdü ya da ben bu baskıları böyle kazıdım beynime... İşine gelmeyen kuralların olduğu her yerde bir çocuk için anne hep acımasız anlayışsız ve kötüdür... Ben ilk çocuğuydum benimle birlikte aşması gereken çok şey vardı sanırım bu da bu durumların bir parçası :)

    Herkesin annesi böyle şeyler yapmıştır bir zorla kendini sende de çok iyi birikmişlikler (hatılralar) eminim vardır :)

    Sevgiler lazanya sen bana pek gelmezsin okuduğuna sevindim...

    YanıtlaSil
  6. geliyorum aslında sık sık ama dermanım oldukça burnumu sokuyorum yazılara :)

    YanıtlaSil
  7. Sevgi:

    Biraz rahat bırakılmışlık son derece yararlı:)

    Gözünün altından kızgın boğalar gibi bi çocuğa ateşli gözlerle bakmak bile tüm gününün berbat geçmesi için yeterli gelebilir...

    Herşeyin güzel bir sınırı olmalı dimi :)

    helede bizim gibi olmalarını beklemek... Aman Allah'ım kabuss... :)

    YanıtlaSil
  8. LAzanya:

    Yani geliyorsun okuyorsun ama yorum yazmaya üşeniyor musun?

    O zaman hiç problem değil, sen yeterki gel:)
    Çünkü bende bir çok zaman böyle yapıyorum okuduğum bloglara...

    YanıtlaSil
  9. Ne güzel dile getirmişsiniz bir çocuğun pneceressinden tüm akıcılığıyla...Kaleminize sağlık...Tüm çocukların en büyük sorunu değil midir daha büyümeden sen kocaman delikanlı oldun ya da benim başıma gelen gibi daha ilkokul birinci sınıfta sen büyüksün idare ediceksin, sen kocaman bir ablasın şımarıklık yapmıycaksın gibi tenkitler...Çocuk ne olduğunu şaşırmakta çok haklı..Üstüne dimdik dikilmiş bir yaşamla daha çocuk yaşta savaş veriyor.

    Sevgilerimle.

    YanıtlaSil
  10. Emine Albayrak:

    Haklısın üzerimize dikilmiş bir kaç beden büyük giysileri giymeme çabasıyla geçer kimilerimizn çocukluğu...

    YanıtlaSil
  11. Çok güzel anlatmışsınız:)) Bazen oğlumun üç yaşında olduğunu unutup,olgun tavırlar bekliyorum...Off o anlarımdan sonra nefret ediyorum.Ama bizim kendi çocukluğumuzdan daha az kuralımız var.Daha şanslı bu nesil,bence.
    Çocuk işte,evet beğendiği poğaçadan var mı demek,o koltukta oturmamak lazım.Çocukken kardeşimle,gittiğimiz bir misafirlikte teyze kahvaltı gibi ikram çıkardıydı,annem onlar zeytin yemez demişti evet yemezdik,ama annem dedi ya yemezler; kadına 3-4 defa getirttik zeytini:) bitirdik.kadıncağız mutlu oldu mu bilmem,annem utandıydı ama biz çocuktuk hayatımda bir daha o kadar siyah zeytin yemedim ama hala tadı aklımdadır :)) acaba o teyze bitirdiler mi diyordur ya da çocukları sevebilenler gibi ne güzel benim zeytinlerimi sevdiler mi? çocuğunun çocuk olduğunu,kendi çocukluğunu hatırlayınca anlamak değil,hep bilmek lazım:)

    YanıtlaSil
  12. Nil;

    çocuğunun çocuk olduğunu,kendi çocukluğunu hatırlayınca anlamak değil,hep bilmek lazım:)

    Ne güzel demişsin. Her okuyucum güzel bir mesaj veriyor bana her biride manidar...

    Güzel bir anı eminim annen utanmıştır ama sanırım adınıza karar vermesi sizde ters bi tepkiye sebep olmuş ne komik ya:D

    paylaştığın için teşekkürler...
    Birileri kendinden birşey bulduğunda benim yazımın amacına ulaştığına inanıyorum.
    ;)

    YanıtlaSil

Paylaşmak Güzeldir ;)