30.12.2011

Sevgili Blog! [Evdeki kronik mutsuzluk (-ğ-um ) ]

Sevgili Blog,
Hayat su gibi akıp geçiyor. Su gibi kısmı var ya işte ben ondan nefret ediyorum çünkü babam günde beş posta ders çalışmam için bunu bana yeterince hatırlatıyor! Kaç gündür ne yazayım diye düşünüp duruyorum. Bazen yazacağım konulara yetişemezken bazen de böyle bloke olabiliyorum. Bunu yaşayanlarınız var mı bilemiyorum. Belki de ben buraya yazacaklarımı çok önemsiyorum bundan kaynaklanıyor olabilir.

Sıkılıyorum blog!
 Valla billa bu evde çok sıkılıyorum. Herkes çok konuşuyor ve boş konuşuyor. Bunalıyorum... Beynimi kemirdiklerini hissediyorum. Babamın kırkını geçince huyu değişti. Adam her şeye karışıyor. Örnek vereyim mi? Mesela çöpleri buraya at diyor, yemeği günlük yap diyor, burayı düzelt diyor, arayıp bazen dışarı çık bugün istersen diyor, hava güzel kombiyi kapat diyor, artan yemeği bir kaba doldurup dolaba koy diyor. Daha neler neler... Her şeyi ama her şeyi söyleme gereksinimi duyuyor hayır işin tuhafı ben bir başağım duymayan kalmadı bunu başaklar her işi söylenmeden zaten mükemmel yapar. Bana demese de o işler yapılır. Bardağına su dolduruyorum tam ağzına kadar geliyor bana yeter kızım tamam diyor. Ya hu zaten başka şansım mı var doldu bardak tabi ki daha fazla doldurmıcam! Bir örnek daha vereyim dışarı çıktım ama karanlığa kaldım diyelim babam arıyor neden geç kaldığımı açıklıyorum ve otobüste olduğumu belirtiyorum, bana bunu belirttiğim halde "çabuk gel" diyor. Otobüsü ben kullanıyorum sanki. Bu söze deliriyorum. Saçma değil mi? Çabuk nasıl gelebilirim? Hemde bunu her seferinde yine aynı şekilde  söylüyor...

Yalnızım blog,
Valla billa bu saçmalıkların içinde ben çok yalnızım. Hiç halden anlayan yok. Alıngan ve konuşmayı seven bir annem var üstüne böyle acayip bir babam var. Uzlaşmakta öylesine zorlanıyorum ki. Onları idare etmek çok zor. Anne babalar çocuklarını anlamak için yol, yöntem ararken bizim evde olaylar tersine işliyor. Ben yol, yöntem arıyorum bunlar nasıl aşılır ya da bu rutin kalıplaşmış cümlelere nasıl sabır gösterilir diye... Sonra bana evde asık suratlı ve asabi diyorlar. Bütün gerilimi ben yükleniyorum evde. Her şeye koşturmaya çalışıyorum, hepsini idare etmeye çalışıyorum...

Ahh! Blog,
Alıp başımı nerelere gideyim bilmiyorum. Bildiğim tek şey artık sabır gösteremiyorum. Bunlar kulağa sıradan ve önemsiz gelebilir aslında bu kadar pimpirikli, detaycı, her şeyi söyleme ve hatırlatma gereği duymaları belki de dert edilecek beni buhranlara sokacak bir husus değildir. Ama ne var ki her gün damlayan su mermeri nasıl eritebiliyorsa bu söylediklerimin de her günümde yer alması benim sabrımı öylece eritiyor. Eşek değilim ben; kavgada ettim, konuştum da ama değişmiyor...

Değişmiyor...
Çok sıkılıyorum blog.
Ama bu hiç bir şeyi değiştirmiyor...

Sevgiler,
Fondaki inilti tık tık...
Yazan: Amak-ı Hayal...

25.12.2011

Tırnak İzi (mektuplarım 3)

Çok güzel yazmışsın ya... Çok değerli, hoş.Bu mailini çok sevdim. Demek sende benden izler var. Ki bu muhtemel çünkü senden de bende izler var (olmalı da) Öyle şeyler yaşanıyor ki geriye dönüp baktığımda belkide seninle paylaştığım konuştuğum yaşadığım herşey bizim için çok masumdu, safçaydı. Ben seni hep güzel hatırlıyorum. En önemliside değer veriyorum... Yazın etkiledi beni bu kadar güzel anlatılamazdı... Tırnak izi gerçek mi anlayamadım nasıl iz nerde bana bunu açıklar mısın:)
...
Teşekkür ederim güzel sözlerin için.

Yazan: Amak-ı Hayal

______________________________________

Evet...Tırnak izi çok gerçek...Çok sahici...Kalbimin gizli odalarından taa çıkış kapısına kadar kolidor boyunca olan muntazam bir iz. Gözle görülebilir mi dışarıdan bilemem ama kalp gözü ile görülebileceği kesin... Evet ben de bazen senin gibi düşünüyorum. Gerçekten biz çok masumduk. Çocuklar gibiydik. Aramıza hiç şeytan girmedi. Belki de melekler bile koruyordu o anlarda... Dönüp baktığımda kötüye dair hiçbirşey hatırlamıyorum. Yahu biz seninle hiç küsmedik ve tartışmadık adam akıllı. Bu saygı ne erdem...ne erdem... İnanılmaz birşey...Bunu korumuşuz hep aramızda...

Yazın çok güzel...Çocukluk arkadaşın olmak ve arka mahallede seninle yıldızların kaymasını, ve de dilek tutmayı isterdim...
Bana şeker derdin....Hatırlar mısın....şeker... O şekerin(soyut) tadı da aklımda...Unutur muyum hiç.....
Yazan: H.A

________________________________________

Biz hiç tartışmadık çünkü hiç birbirimizi o kadar bilemedik. Konuşamadık kendimiz gibi... Sen çok ağır başlıydın sana ayak uydurmak bazen öyle zordu ki.. Anlamak da zordu seni, belki senin içinde ben öyleydim. Yapı itibariyle anlaşmak istediğim insanları anlamak için çokkk çok çaba sarfederim ama ne kadar uğraştıysam senin duvarlarını aşamadım. Ben seni hiç anlayamadım hasan. Bu çok üzücü biliyor musun? Kendi adıma... Anlayamadığım için güvenemedim ben sana ve güvenemediğimden hep eksikti bir şeyler... O sınava girmeye sanırım bir hafta kala görmüştüm en son seni (bu hislerle daha ayrılmamışken) O günden sonra dershane yoktu ve ben yarın görüşecekmişsiz gibi başarılar dileyip çektim gittim o yoldan. Belki sana yaptığım en büyük yanlış oydu. Haksızlıktı bu. Çok soğukçaydı. Ben sana hiç sarılmadım hasan. Nasıl bir bağ vardıysa hem seviyordum hemde hiç sarılmamıştım. İzmirden döndüğümde seninle görüşebilme ihtimalim olsaydı istediğim tek şey sana sarılmaktı...
Eksik kaldı...

Şimdi ise hiçbir anlamı kalmayan üzücü bir hatıra...

Bende sana yanlış davrandım senin yanlışların benim yanlışlarımı tetikledi ve ben sana güvenemezken aslında sende bana benim yüzümden güvenemedin... Eğer bizim için kaderde bir ihtimal olsaydı bu düğümün çözüm noktası ya senin ya da benim gözüme muhakak ilişirdi ama ilişmedi... Demek ki böyle olması gerekiyormuş. Her ne olursa olsun yine söylüyorum her zaman değerli ve önemli olacaksın. Biz seninle ne küsecek ne de tartışacak kadar bir şey hiç yaşamadık...
Yaşasaydık o zaman görürdün tırnak nasıl çıkarılıyor:):)

Nasıl bir cadıya dönüşüyorum:):)

Üzmek, taş atmak ya da bir amaç güderek yazmadım biliyorsun beni...
Sakın art niyet arama olur mu...

Hatırladım şeker sözünü şimdilerde hiç ama hiç kullanmadığım o kelimeyi:)
O da o güzel çocuksu günlerin bir parçası...

Sevgiler...


Yazan: Amak-ı Hayal

Ve vişnenin dediği gibi hiç şarkısız olur mu dostum bu da şarkımız olsun :)

23.12.2011

Yaşıyor musun? (Mektuplarım 2)

Yaşıyorum...
Havalar kötü bu aralar gündüz vakti lambayı açıyorum bu beni çok rahatsız ediyor.
Kasvetli havaları hiç sevmem, birşey yapasımda gelmez.
Durduk yere mutsuz olurum bu sanırım bir çok kişide olan birşey

Öyle işte...

Açtım yazılarıma baktım sen nasılsın deyince.
Ama benim şu anımı anlatan bir yazı henüz yazmamışım şansına küs..

Dün bütün gün film izledim ondan önceki günde bütün gün kitap okudum.
Ayarsızım anlayacağın, dengemi bulana kadar böyle gider...

Onca zamandan sonra hala aklına gelebilen biri olmak şuan beni düşündürdü.
Bu iyi bir şey midir acaba...
Ya da sen gerinde kalan herkesi bu kadar hatırlar mısın?
....
Yazan: Amak-ı Hayal

___________________________________

Sisli, puslu havalar beni de rahatsız eder. İnsanın hüznü gibi o da hüzünlü olur nedense. Beni de aynı şekilde bunaltır. Buralarda da havalar ne zamandır öyle... Yazdıklarını benimle paylaşabilirsin bu beni çok sevindirir.

Ardımda kalanları hatırlamam noktasına gelince, Hayır her ardımda kalanı hatırlamam, istesem de hatırlayamam. Ama bende sana ait izler var yüreğimde. Tırnakların var mesela. Ama tatlı bir iz. Seni asla unutturmayacak bir iz o. Bunu görmen lazım. Evet çook çook zaman geçmesine rağmen unutamam. Bunu istesem de yapamam-ki unutmayı hiç istemedim seni- bilerek de hatırlamıyorum üstelik. Kendiliğinden gelen ve seni daima bende var kılan bir maden var içimde. Sanırım ben onu duyumsuyorum. Hissediyorum. Yaşadığını bilmek güzel sakın ölme emi...Yaşadığını bilmek var oluşunun merkezinde arzı kürede aynı çatı altında yaşamak yaşamın...Güzel...Gerçekten güzel...Huzurlu oluyorum en azından.

Biliyor musun iyi ki varsın !!! şeker...

Yazan: H.A
___________________________


Benim onda kalan izlerim onun için ne kadar kıymetliyse bende ki o' da o kadar kıymetli...
Bir tırnak izinden bahsetmiş hiç hatırlamadığım. Değişik bir itiraf ama her nedense mutlu oldum onunda bende bir hatırası var. Asla unutmayacağım o harika ses rengi. Hayatımda duyduğum duyacağım en iyi ses tonu... Ama o bunu belkide hiç bilmeyecek...

20.12.2011

Kimim Ben?


Sıkıldıkça kendini dışarı atan. Huysuzluğu tuttuğunda kimsenin tahammül edemeyeceği biri!
Sempatik, sosyalitesi gelgitli, ne olduğunu bilen ama detaycı olduğu için kendi dedikleri içinde bile kaybolup giden bir şahsiyet.
Hayali bol, yalanı az, iş konusunda talihli ama istediklerini hala bulamayan...
Eşarplara fazlaca ilgi duyan, aksesuarlara bayılan ama kokoş olmayan...
Konuşmayı seven ama boş konuşana tahammül edemeyen...
Açık sözlü olmayı seven, haksızlığa asla tahammül edemeyen...
Pazarlama eğitimi alan ama yalanla arası iyi olmayan bu yüzden satış ile pazarlama arası bin tane sorusu olan...
Tırnaklarını uzatmayı seven, makyajı esirgemeyen, yeşile tutkun, siyahı makbul gören...
Tv ile arası olmasa da Öyle bir geçer zaman ki, Fatmagülün suçu ne? ve Adını feriha koydum dizisini takip eden...
Tesettürü seven, moda ile ilgilenen ama her zaman yakışanın giyinilmesini öneren...
Cümlelerini esirgemeyen, arkadan söylenecek ne varsa yüzüne söylemeyi tercih eden...
Yeri gelip beş parasız sefil tayfasından biri olan parasını idame ettirmeyi zaman zaman beceremeyen...
Gülmeyi zor öğrenen hatta yakışmadığı düşüncesini senelerce üstünden atamayan...
Yapıcı olmaya çalışan ve bildiğini asla esirgemeyen...
Yardımı seven ama kullanılmayı sevmeyen...
Devrik cümleleri sevmeyen ama hep kullanan ve üç noktaları istisnasız ekleyen...
Zamanı hep planlı kullanmaya heves eden ama bir türlü programlı yaşamayı beceremeyen...
Yemekle arası iyi olan fakat bir türlü 45 kg'dan yukarı çıkamayan...
Detaycı olduğu için kimi burçlara sıkıcı gelen, hatta dayanılmaz bir insan portresi çizen...
Kimsenin önemsemeyeceği şeylere takılan bu yüzden çoğu zaman mutsuz olan...
İyiliği seven, içinde haset bulunmayan ve maalesef kolay affeden...
Rimelden, çikolatadan ve telefonundan asla vazgeçemeyen...
Hediye seven ama sürprizleri pek sevmeyen...
Habersiz misafirden haz etmeyen...
Yemek yapmayı seven ama hamur işinde sınıfta kalan...

Öyle sıradan biri işte...

"Sanki biri burayı okuyacakmış gibi oturdum bir ton şey yazdım! Akıl işte" :P

Yazan/ Çizen: Amak-ı Hayal (Hayal Derinliği)

15.12.2011

Beni Düşünme! Su Akıyor Yatağını Buluyor...

Gecenin yarısında deli gibi çalıyor telefonum... Her zamanki gibi yastığımın altında açılmaya öylesine hazır... Tanımıyorum numarayı, uyku sersemi fark etmiyorum neyin habercisi olduğunu. Efendim diyorum ses yok... Alo diyorum cevap yok... Biliyorum sensin. Başka hiç kimse bu saatte bana sessizliğin içinde sesimi duyurmaz. Başka kimse sen olduğunu bu kadar anlamsız bir durumda  ifade etmez.. Konuşamıyorsun yine. Açıyorsun ne kadar üzüldüğümü biliyorsun ama konuşmuyorsun... Konuşamıyorsun... Bir adım atmaya öylesine cesaretsiz. Öylesine mahcup ve çaresiz... Üzüldüğünü ifade eden mesajlar atıyorsun sadece iki karakterden oluşan... Her şeyi öylesine çabuk anlatıyorsun ki. Ya da ben sessizliğinden ne kadar çok anlam çıkarıyorsam o mesajlardan da tek kelimede bütün acılarını görüyorum... Görmek iyi gelmiyor, kendini hatırlatman da... Sesini duyamamakta iyi gelmiyor, sesimi duyman da... Acı çektiğini hissetmekte iyi gelmiyor, yarınlarda olamayışın da...

İçimdeki fırtına kör kurşunla diner mi
Kavgalar kansız biter mi
Bir mavzer çığlığında seni aramak var ya
Bu hep böyle böyle gider mi...


Kendine iyi bak beni düşünme
Su akar yatağını bulur...

Müziğin sesine kulak verin onu kapatmak haksızlık olur...

Yazan: Amak- Hayal (Hayal Derinliği)

13.12.2011

Sıkma Canını Ben Seni Çoktan Affettim

Sıkma canını ben seni çoktan affettim...

Bende hep iyi kal, güzel kal diye; aldatışlarını, yalanlarını, masumiyete dayatılmış o acı veren her halini affettim. Geriye baktığımda, güzelleri seçicem senin adına, söz veriyorum... Şayet böyle yapmazsam senden sonraki hiç kimseye güvenemicem, belki şüpheyle ilerleyecek yarınlar biliyorum. Dönüp adını anmaya kalktığımda lanet edicem varlığına, haklıyım ya, bedduada edicem muhakkak! Kızıcam kendime uzun uzun. Hataydı diyeceğim. Hataydın sen demek kalbimi kıracak. Yanlışları sevmiş olmak güzel hatıralarımızı anlamsızlaştıracak...

Sen bu içsel hesaplaşmanın uzağında olacaksın ama benim canım daha dün berabermişizcesine acıyacak...

Affettim seni...

Öyle zorlandım ki anlatamam. Ruhumdaki isyanları bastırmam çok zaman aldı. Kal diyecek kadar 'ar' bırakmadın ya bana... Git! Derken nötrleşti duygular. Uzun acıların, çaresizliklerin ardından hissizlik kapladı. Geçmiş ve gelecek bütün senli acıların biletini çoktan ödemişim ben... Hem çok canım yandı hemde hiç acı hissetmediğim tuhaf bir hal bıraktın bende. Öyle tarifsiz, öyle çelişkiliyim ki... Kızdığım tüm zamanları bastırdım içimde. Duygusuzlaştığımda da sensiz hayaller inşa etmeye çalıştım. Dönüp bakıyorum senli zamanlara da, ben aslında çok şey aştım...
-Senin için herşey yaparım demiştin!
-Yokluğunda bende seninle birlikte yok olurum demiştim...

Boyumuzdan büyük cümlelerin içinde yok olup gittik. Tutsaydık bir ucundan, serseydik hayatımızı çarşaf gibi boylu boyunca: Senden yana kırk delik benden yana kırk yama... Hep verip hiç alamamanın fedakarlık boyutunda ne eksilirdik ne de çoğalırdık...

Öyle işte...

Affettim seni...

Tüm cümleleri hafızamdan silip, tüm duyguları etmek istediğim beddualara kalkan edip, affettim seni... Dilerim affedilmşliğin ağırlığını hep içinde taşır, başka hiçbir iyi yürekli insanı hatalarınla zayi etmezsin...

Yaşamımın içinde koca bir sırdır seni tanımak...
Yazan: Amak-ı Hayal (Hayal Derinliği)

11.12.2011

Hangisi 'En' Kötü Bilemedim...

Hangisi kötü artık bilemiyorum...
Birden fazla kötü oluyor böyle durumlarda ve herbiri ayrı kötülüklere doğru çekiştiriyor seni..
Hangisine üzüleceğini bilememezlik içerisinde kaybediyorsun O'nu...
Her tarafından aynı anda vurulmuşcasına şaşkın ve acılı bakıyorsun etrafına...
Herşey anlamını yitiriyor ve herşey birden bire anlamlı olmaya başlıyor...
Yürüdüğün kaldırımlar bile...

Her seferinde daha çok kötü denecek his oluşuyor...
Her kötü his bir diğerini daha çok tetikliyor...
İçinden dökülenlerle, dışından da parça parça olarak azalıyorsun etrafta.
Sen azaldıkça içinde çoğalan bir duyguyla başka bir dipsizliğe adım atıyorsun.
Gölgeler biriktiriyorsun içindeki rüzgarlı sahralarda.
Ve her geçmişe yüzü dönmüş hayallere cılız bir ot gibi bakakalıyorsun...
Dirayetsiz, ayakta ama son kozunu güçlüce oynayan yalancı bir ot gibi..

Yazan: Amak-ı Hayal (Hayal Derinliği)

Bu da şarkımız olsun

Diğerleri için (Son Satırın İlk Dizesi)

10.12.2011

Cürmü Meşhut (Vaktiyle yazılmışların tozlanmış sayfalarından)


Hayal derinlikleri dedim yaşadığım her şeyin adına.Benim için her şey olan bir şeyin,sadece kurduğum bir hayal dünyası olduğunu fark ettiğim anda... Sabır dedikleri meretin ne can acıtan zebani olduğunu iyi bilirim. Günlerce, aylarca, yaşadım bunu. Her kısır döngüyü içimde gittikçe ağırlaşan, ağırlaştıkça taşlaşan katı bir külfet gibi taşımaya başladım. Yaşlandım hayatımın o toz pembe denilecek zamanında...Yoruldum dirayetsiz kaldım...

          ***                                          ***

Uzak bir şehre gidiyorum. Gittiğim her yere senide içimde, yüreğimde, tenimde, özümde götüreceğim biliyorum. Senden hiç kurtulamayacağım. Bu iyi mi kötü mü bilemiyorum... Zaman gittikçe ağırdan alıyor kendini.Yollar gittikçe uzaklaşıyor bedeninden.İçimde bir çocuk şefkatiyle büyüttüğüm sevgili! Seni kaybetmekten çok ama çok korkuyordum.Hala da korkuyorum...

YALAN!!!

Umudun bileğini kıran, sevginin şefkatini yoran, zamana sabrı katık yapmayı zorlaştıran o zalim düzenek. Masumiyetin damarına enjekte edilmiş sinsi zehir. Ne zaman senin dolambaçlı sokaklarına girip ter içinde kaldıysam işte o zaman anladım bana yardım etmeyeceksin... Ben çocuk gibi elimdeki her şeyi seninle paylaşırken sen kim bilir kaç kere o sinsi dünyanda benimle dalga geçmiştin. Hiç mi acımadın heybesinde katıksız sevgisiyle, bir derviş misali sana yaklaşan bu sevgiliye? Ben olsam acırdım. Hem de çokkk... O ki; dünyayı senin için arkasına alıp, son nefesini bile seninle paylaşmaya o kadar hazırdı ki. İtseydin beni keşke sevgili! Yok etseydin! Aldatsaydın beni başkalarıyla, evli olsaydın keşke, ya da azılı bir katil... Cani misin sen sevgili? Baksaydın bir kere yüzüme de deseydin keşke, beni hiç ama hiç sevmediğini.

İlk yazdığım ama hiç izleyicim olmadığı için bir kenarda kalmış bir yazımdır bu... Bugün o duyguların acılarından kurtulmuş olsam da o gün bunu hangi hislerle nasıl kıvranarak yazdığımı bugünmüş gibi maalesef hatırlıyorum...

Yazan: Amak-ı Hayal (Hayal Derinliği)

9.12.2011

Çocuğa Çocuk Teslim Etmek...


Sevgili anne,
Hani hatırlıyor musun ben beş yaşlarında iken  doğan erkek kardeşimi kucağıma alabilmek için nasılda çırpınırdım. Sen bir şey olur diye vermek istemezdin. Bende bir şey olmasın diye zamanla almaktan vazgeçmiştim. Ben ilk okula başladığım dönem o da artık düzenli öğle uykusuna yatan, yarım yamalak konuşan, beşiğinden ayağı kalkan bir gelişim sürecindeydi.Yaz tatili girmişti ve bütün yaz onu öğle uykusuna ben yatırmıştım. Yaz bir çocuk için geç kalkmak, rahat kahvaltı etmek ve dışarıda oynamaktan başka ne ifade edebilirdi ki! Ben kardeşimi sevmek istiyordum ama onun sorumluluğunu periyodik olarak üstüme almak istemiyordum. Zaten olması gerekende bu değildi. Kardeşim çok yaramazdı. Annem her öğle vakti yan komşumuz olan anneanneme gider kardeşimi uyutma görevini de bana verirdi. Yaramaz kardeşimi uyutmak saatlerimi alırdı. Sallanan beşiğinde onu saatlerce sallayıp bildiğim bütün şarkıları söylerdim o uyurdu bende sessizce dışarıya çıkardım nihayetinde... Kimi zaman oyun oynamak için çok geç kalmış olurdum. Bu durumdan zaman zaman hiç hoşlanmazdım. Yine böyle günlerden bir gün annem anneannemde ben ise beşiğin başında kardeşimi sallarken bunun uyumayası tuttu. Ben başladığım işi muhakkak bitirirdim. Sanırım o yüzden bu kadar azmettim uyumak istemediği halde onu uyutmak için. O inat ben inat vakit geçiyor oyun saatimin içine etti bende sinirler tavan. O sinirle beşiği duvarlara çarpa çarpa deli gibi salladım. Annem sesi duyup eve gelmese belki de zarar verirdim. Mama yedirdim olmadı, ninni söyledim olmadı, sevdim olmadı vakitte geçince sabır falan kalmamış bende. Kasten bilerek özellikle kötü davrandım ama zarar vermek değildi amacım. Annem o günden sonra onu uyutmam için hiç bana sorumluluk yüklemedi. Çocuklara bazen çocuk olduğunu unutarak sen abisin sen ablasın diyerek yaşından büyük sorumluluklar yükleriz. O çocuk mu istedi bir kardeşi daha olsun? Hatta bir çok kardeşi olsun! Onların istediği sadece yalnızlığını paylaşıcak evde kendinden küçük bir ferdin olması... Yoksa hangi çocuk ister daha ilkokulu bitmeden abla olduğu için alt değiştirmeyi, mama yedirmeyi, ayağında uyutmayı, ağladığında susturmayı... Abi olduğu için en sevdiği oyuncağından vazgeçmeyi, ilginin en çoğu ona verilirken büyük gibi olgunca davranmaya çalışmayı... Çocuklar bunu istemez ki...

Bazen görüyorum bebek annenin kucağında, bebek çantası çocuğun kolunda gidiyorlar zor bela... Altında ezim ezim eziliyor yavrucak. Dönüp diyorsun ki anne hangi birini taşısın, sonra dönüp çocuğun yerine koyuyorsun kendini o bu kadar yük taşırken kardeşini nasıl sevsin! Tek anne çocuk ilişkisini eleştirmiyorum bazı babalarda varki hayrete sokuyorlar beni. Hala toplumumuzda eşinden yedi metre önde eli boş giden arkasında kucağında çocuk diğerininde elinden tutmuş peşine yetişmeye çalışan hanımlar var... Ne babalık ama! Sonra zaman gelir çocuk büyür ve elini tutmayan baba yürekli bir evlat ister...

Yaşamın zorluğunda ve darlığında şartlar ne olursa olsun annenin işi herkesten zor ve önemlidir. Çocukların küçükken sağlıklı iletişim kurabilmeleri ailenin onları eşit sevmelerinden geçer. Büyük, küçüğün daha çok sevildiğine bir inanırsa  bunun tamiri çok zor olur bu ileriyi de etkiler. Çocuğun paylaşımcı ruhunun geliştirileceği dönemde sorumluluğun geliştirilmeye kalkışılması her zaman ters teper! Bunu çoğu zaman istemeden, farkında olmadan yapar anneler ama sonuç itibariyle bir çok anne muhakkak yapar!

Evin temizliği, çocuğun altı, yedirilecek maması bir çocuğun dert edindiği şeyler arasına giriyorsa orada bir sorun var demektir...

Bu da diğer blogtan (Büyümek(!) ) Tık tık..

Yazan: Amak-ı Hayal (Hayal Derinligi)

4.12.2011

Ve...

Bazıları çok söylettirir.
Ne kadar avuçlamışsan gerçekleri ve ne kadar içindeysen biriktirdiklerinin,
Yarınlarda avcundaki pay kadar olacak.
Hep daha fazlasını sıkıştırmaya çalıştıkça ellerin kanayacak.
Ve alamadıklarına hayıflanırken bildiğini zannettiğin bütün ezberler tek tek bozulacak.

Aldığı kadar vermeyi bilmeyenlerin hissesi kadar yalnızlığın olacak.
Ve sema...
Sema senin gibi birinin üstünü örttüğü için utanç duyacak...
Ve pişmanlıklar...
Çok klişedir ama geç kalınmış pişmanlıklar senin de sonun olacak...
Sende nasibini alacaksın avuçlarına sıkıştırdıkların kadar.
Yetmediğini gördüğünde dönüp bakacaksın gidenlerle kalanlar arasındaki anlamsızlığa.
Biriktirdiğin gerçekler gerçekliğini parsellediğinde,
Sende şaşıracaksın düşen payına...

Ben biliyorum...
Tanıyorum seni...
Ne kadar yaklaşırsan bilmediğin gerçekliklere,
O kadar boğulacaksın tükettiklerinin içinde...

Yazan: Amak-ı Hayal (Hayal Derinlikleri)

Tık tık...

2.12.2011

Çocukluğumun Kedileri...

Günün büyük bir bölümü dışarılarda sürtmekle geçiyordu. Şikâyetçide değildim, hele karanlığa kalmak daha bir keyifliydi nedense. Çingenelere çok yakın oturuyorduk. Rahat insanlara özentim o günlerde başlamıştı sanırım ama hiç onlar gibi olamadım. Hala daha birçok heveslendiğim durum içinde yer alır "rahatlık..." Arka mahalleye geçmem yasaktı önceleri ölürdüm sıkıntıdan. Evimizin hemen karşısı askeriyenin tel örgülerine bakardı. Asker amcaları görürdük nöbet tutarken. Herkes arka mahallede oynarken ben böyle saf salak çocuklarla artık bahtıma kim düşerse onunla oynamaktan bayağı mutsuz, depresif olmaya başlamıştım. Öyle canım sıkılırdı ki gidip nerdeyse nöbet tutan asker amcalarla konuşucam o derece.

Neyse ki çok kalmadık o mahallede Allah yüzüme güldü de arka mahalleye taşındık, bundan sonra kim tutar beni; geceyi sabah edicem bıraksalar. Bu kadar oyun yetmezmiş gibi bulduğum bütün boş zamanlarımda uzunca balkonumuzun altına ve yan komşunun duvarının ötelerinde peyda olmuş kediciklere bakıyordum. Sesimi nerden duysalar akın akın geliyorlardı. Peynir derdine düşmüş aç zavallılar sanki benim için geliyorlarmış gibi bende bir havalar bir havalar. Uzunca bir zaman besledim ben bunları, önceleri kimse anlamasın diye ufak ufak evden arakladığım peynirler zamanla ne eve ne de kedilere yetmemeye başlayınca benim kedi maceram artık evde gündem konusu olmuştu. Önce babam çekti kulaklarımı sen deli misin o kadar peynir kedilere yedirilir mi dedi. O zamanlar kıt kanaat geçiniyoruz babam atölye işletiyor yazın iş var ama kış dedi mi dibine kadar sıkıntı çekiyoruz. Benim algılar açık her şeyi fark ediyorum fark etmediğim tek şey geçinmenin ne denli zor olduğu ve peynirin kilosunun ne kadar olduğu... Bedava ekmek bulmuşçasına dağıttığım peynirlerle kaç aile doyardı bilemiyorum. Babam uyarınca peynir araklama oranında gözle görülür bir azaltma yaptım fakat yine taşımaya devam ediyorum. Besleye besleye hepsi topaç gibi oldu büyüdüler kocaman oldular.
İncik boncuğuna çok düşkün bir çocuktum ben. Öyle böyle değil. Takıp takıştırayım, sürüp sürüştüreyim diye aklım çıkıyor. Teyzem bana afilli bir kolye hediye etmişti bende ne akla hizmet kedinin boynuna geçirdiysem baktım kedi aldı başını gidiyor. Bende bir feryat bir figan! Tuttu teyzem aldı kolyeyi kedinin boynundan çok kızdım ben ama... Nasıl olurda alır kolyemi gidersin diye kediye trip atıyorum. Zaten bir daha da görüşmedik kendileriyle. Nasıl bir öfke duymuşsam kedilerle münasebetim o gün bitti...
İyi ki o günlerde doya doya yaşamışım hayvan sevgisini. Şimdi hiç böyle heveslerimin olmamasını o günlerde gösterdiğim ilgi ve alakaya bağlıyorum... Demek ki iyice sıkılmışım artık, kolyede bahane olmuş. Sonrasında daha değişik yeni keşifler yapmaya başladım ve hiç biri bir diğerini aratmadı…

Yazan: Amak-ı Hayal (Hayal Derinlikleri)

Bu arada favorim iran kedileri bana kimse siyam’ların sempatikliğinden bahsetmesin!