19.01.2012

Ne Zaman Zil Çalsa Adrenalin Patlaması Yaşardık

Çocukluğum çok süper geçti biliyorsunuz. O günlerde sorsalar çocukluğumu yaşayamıyorum derdim ama bugün bakınca suyunu çıkarmışım. Evde icat etmediğimiz oyun, girmediğimiz dip köşe, el koymadığımız ev malzemesi kalmamıştır. Benden beş yaş küçük erkek kardeşimle icat ettiğim oyun kadar ödevlerime odaklanabilseydim belki hiç yanlış ve yarım ödevlerle öğretmenimin karşısına rutin bir şekilde çıkmayacaktım. Ve tabii bugün temelim yok dediğim matematiğin o günlerdeki verilen, istenen, çözüm kısmında, uzun yılları etkisi altına alan o müthiş çakılmayı yaşamayacaktım.

Hayat güzeldi, pembeydi, hat safhada macera doluydu; bir renk, bir heyecan vardı. Hele yiyecek güzel bir şeyler de varsa içimiz içimize sığmazdı. Gidip mutfaktan aşır aşır evin en olmaz yerlerinde ye. Annenin gün için yaptığı hazırlığa leş kargası gibi üşüş ve olması gerekenden fazla yeyip anneni mahcup et. Buzluktaki stokları fare gibi kemir ve annecik elini atsın bir tabaklık bile bir şey bulamasın. Benim için eğlenceliydi acayip tatlı ve zevkliydi tabi onun için öyle olduğunu pek sanmıyorum.

En favori arkadaşım genelde evde de oynayabildiğimden kardeşlerim olurdu. Erkek kardeşimle  bitmeyen enerjimizi hangi zarar için harcayalım şaşırırdık. Annem akşamları yan komşumuz olan (ki bunu ve oyun tutkumu biliyorsunuz diğer postlardan  bkz. bkz. ) anneanneme giderdi bizse gelme saatini iyi bildiğimizden darma dağın ederdik evi. Ama ne dağıtmak koltukların süngerlerini çıkarır üst üste koyar kovboyculuk oynardık bazen de üstüne atlardık. Uzun orta sehpayı koltuğa dayar üstünde kayardık. Tüm takvim yapraklarını tek tek yırtıp birbirimizin üstüne serpiştirirdik. Mutfaktan bulaşık deterjanını alıp baloncuk yapardık. Sulu boyayla yüzümüzü maymuna çevirirdik. Yere bir döşek koyup yüksekçe yerlerden üstüne atlardık. Kısacası öyle şeyler yapardık ki ev tanınmaz hale gelirdi her yer de oyuncak, minder, mutfak eşyaları hemde salonun baş köşesinde, kırlentler havada uçuşuyor.

(Benim ne suçum var! Benim dayım ile teyzemde manyak insanlardı. Bizi alır komando gibi eğitirlerdi bi yüzümüze gözümüze boya sürmedikleri kalırdı. Giysi dolabının o askılık demirini (sopasını) alır iki yanından tutarlar bizimde o sopada elimizle ilerlememizi isterlerdi. Dayımla güreşirdik. Teyzemle giysi dolabının üstündeki hurçların tepesinde otobüsçülük oynardık. Kel kafalı o bodur, şişko bebeğe yaptığımız kıyafetlerle bir sezonluk kreasyon çıkarırdık. O günlerde dalağımızla ilgili bir problem yaşamadığımız için şükrediyorum çünkü gecelere kadar mutfakta ip atlama yarışı yapardık. Bizim oyunlardaki çılgınlığımız sanırım genetik.)

Annem tahminimizden önce eve gelirse yandık. Zil çalar ve biz başlardık saniyelerle yarışmaya. Her şeyi ama her şeyi yerine koyardık. Terli tenimizden alevler yükselirdi ve korku. Annem bakardı ki açan yok anahtarıyla girerdi içeri merdivenlerde biraz oyalardı onu tam gelirdi odanın kapısını açardı ki ne görsün iki uslu şirin kardeş oturmuş kitapların fotoğraflarına bakıyor.

- Bende sizi uyudu sandım!
- Yok duymamışız fasulye ve çubukla oynamaktan sıkıldık bizde kitapları karıştırıyorduk...

 ;)
                                                                                 (***)

Amak-ı Hayal

18 yorum:

  1. şu yorgun akşamüstünde ne kadar da iyi geldi bu çocukluk hikayeleri

    YanıtlaSil
  2. guguk kuşu:

    Çokkkkkkkkkkkkkkkkkkkk sevindim demek ki yazı güzele yakın:)

    YanıtlaSil
  3. Terlik yemedin mi sen hiç terlik :)

    YanıtlaSil
  4. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  5. Minderlerle çadır yapıp onun içine sığmaya çalışırken yıktığımız çadırı alıp birbirimize fırlattğımız kan ter içinde kaldığımız yıllara götürdün. Hadi şimdi geri getir getirebilirsen :)

    YanıtlaSil
  6. funda:

    uzun zamandır yoktun blogumda hoşgeldin :)

    Terlik annemin tarzı değildir pek. Bi keresinde yedim o hepsine bedel oldu zaten. Ağır tabanlı sert bir terliği tamda çiçek çıkardığım dönem kapanmayan bir yarama isabet ettirmişti (dirseğime) hem yaranın acısı hem kemiğe gelmenin feryadı üstüne bi de kanayınca hepten trajedi oldu annem attığına atacağına pişman oldu:D

    YanıtlaSil
  7. neşvünema bulmak:
    Tek yaramaz velet ben değilim yani sevindim :)

    YanıtlaSil
  8. şehirler arası aşk:

    Çadır hikayeyi uzatır diye yazmadım evde ne kadar çarşaf mandal varsa emrimize amade olurdu ben saray yavrusu yapardım bir ordu sığardı içine:D:D

    YanıtlaSil
  9. off çok fena olmuş canım yaa, ama ilk ve son olmuş iyi yanı :)
    Aslında bloğunda yok değilim ama çok yoğun bi dönem geçirdim, tatile girince hemen özlediğim yere döndüm tabi, yorum yazmasam da okuyorum zaten ben seni :)

    YanıtlaSil
  10. funda:

    bunu duymak herşeye bedel yorum yazmasanda hep buralarda ol bu beni çokk mutlu eder..

    Sevgiler...

    YanıtlaSil
  11. beni de bir an çocukluğuma götürdün,iki ağbimle oynardık aynı böyle,koltuk minderleriyle felan..biz tozları bile alırdık annem gelmeden:)))

    YanıtlaSil
  12. deren:

    Saygıyla eğiliyorum karşınızda, benden daha profesyönel yaramazlarda varmış :):)

    YanıtlaSil
  13. ne zaman zil calsa ,sen geldin sandim ve bana kalan ,her sessizlikten sonra sensizlikti...

    YanıtlaSil
  14. Serhat:

    Biraz daha devam ettirseydin bir şiir postu çıkardı diye düşünüyorum :)

    Böyle yarım bırkama bence:)

    Bloguma hoşgeldin
    Sevgiler...

    YanıtlaSil
  15. hosbulduk :) ve yarım bıraktıgımı kım soyledı :)

    YanıtlaSil
  16. serhat:

    Hımm devamı var yani varsa nerede bizimlede paylaş:)

    ya da hepsi bu kadardı da ben mi farkedemedim:)

    YanıtlaSil
  17. ılerleyen zamanlarda sonu tam netlessın söz :) belkı kendı blogumda yayınlarım :)

    YanıtlaSil

Paylaşmak Güzeldir ;)