19.03.2012

Depresif Oyun Parkı (1)


Baktıklarımızla gördüklerimiz arasındaki fark
Kimimiz için gelişim
Kimimiz için yenilik
Kimimiz için mutsuzluk
Kimimiz için sevinçtir…

***
Kalabalığına alışamadığım İstanbul sokaklarında her zaman ki gibi insanları gözlemliyorum. Uzun yürüyüşlere dayanamıyor artık vücudum. Her yarım saatte bir gözüm banklarda. En çok meydan banklarını tercih ediyorum. Çünkü buradan etrafı gözlemlemek çok daha kolay... Meydan banklarına bile yerleşen hanımlar tanırım. Vaktinin çoğunu çoluğuna çocuğuna bir şeyler örerek, azami bir gayret içinde geçirir. Hususi gelip burada örer örgüsünü. Sahi ya nasılda kaçmış gözümden. Bir kadın evinin sıcak odalarını bırakıp sürekli meydan banklarında deli gibi örgü örüyorsa sormak lazım acaba eşiyle arası nasıl… Belki iki ters bir düz gidiyordur o da. Hayatı düz örgü gibi örenlerin zaten işi olmaz ki bu banklarda.

Yılmışlığın ezber ettiği yerlerdir meydanlar ve eve en yakın (oyun parkları) sokak bankları. Hep aynı sureti görmekten artık merhaba demek mecburiyeti doğar. Gözlemlediğim sadece insanlar da değil. Eşyalarında bir enerjisi olduğuna inandığımdan onlarında dilinden anlamaya çalışırım. Sen yeter ki anlamak iste, sormadan konuşurlar lisanı halleriyle bütün eşyalar. Mutsuz kadınların yığdıkları hikâyeleri parkların beti benzi atmış banklarından çok dinledim. Hala bilmezmişçesine kulak kabartırım. Her hikâye paslı bir vidadır kıymıklara usul usul sokulan ve her tahta kıymıklarına sahip çıkamayacak kadar (eski) yorgun, perişan. Bilmez mutlu çiftler, liseli tozpembe gençler, sadece dinlenmek için oturup kendi iç sesine dönmeyenler… Bir çocuk parkının yüklendiği anlamlı sessizliği, derinliği, mutsuzluğu, şahit oluşu, kimsesizliği onlar bilmez… Evimin balkonu çocuk parkına bakar bu yüzden daha iyi bilirim oranın sevinçten çok mutsuzluk kaynadığını. Belki de ben mutsuzum… Belki benim güçsüzlüğümün ve zayıflığımın çerçevesidir o her şeye sinmiş olan mutsuzluk.

***

Sabah ezanıyla kalkmayanın bereketi olmaz derdi anneannem. Rızk evvela uykusuna kıyanlara parsellenirmiş. Bu sözü fazlaca dikkate aldığımdan erken kalkmayı huy edindim. Sabah kalkar kalkmaz şöyle bir derler toplarım ortalığı. Kibrit kutusu demek bile tanımlayamaz evimizin küçüklüğünü, kuytuluğunu, darlığını. Müteahhittin kulaklarını çınlatırım her vakit. 7 kat bu minicik dairelerin üstünde nasıl duruyor görenlerde biz aşina olanlar kadar şaşırıyor. Ben bu evi sırf mutfak balkonu büyük diye sevmiştim. Biz kadınlar evin önce mutfağına sonra balkonuna bakıyoruz sanırım. Çünkü ömür bazen bir ev hanımı için mutfaktan ibaret olabiliyor ve soluk alacak tek bir balkon her şeye dayanma gücü veriyor. Üst katın hanım zadeleri bazen burnunun ucuyla evin içine bakar ay burası ne kadar küçükmüş nasıl sığıyorsunuz buraya der. Der ama bilmez asıl sorun duvarları nelere şahit ettiğindir. Asıl sorun beraberce sofraya oturduklarınla yuttuğun lokma arasındaki samimiyettir, iç huzurdur, maneviyattır. Şanslısın kız; bu evin temizliği hemencecik biter deyip gönül mü almaya çalışırlar bilinmez. Ben gülümser, içeri davet eder onları anlamaya çalışırım. 

Gözlerindeki çökkünlüğün sebebi acaba kocanla dünkü kavgan olabilir mi? Sen geçen sene depresyon haplarına başlamıştın sahi ne oldu? Alışverişe vurmuşsun yine kendini neden daha genç giyinmeye çalışıyorsun? Sahi kocan kaç günde bir eve uğruyor?

Ben sorsam tüm günün intikamı olur. Ama ona zaten her gün soruyor duvarlar. Bazen aynalar bazen fotoğraflar… Ben sussamda eziliyor karşımda. Kadınlar birbirini tanır. Bin masken olsa bininde de anlaşılır ve tanınırsın. Attığın ilmekten, yediğin tırnaklarından, deli gibi temizlik yapışından, kendini salışından, çok uyuyuşundan ya da tuttuğun nöbetlerden derdin ne hemen anlaşılır… Mutsuz kadınlar; birbirlerini yorgun yüzlerinden, iki beden fazlaca olan kilolarından, ellerindeki deterjan yıpranmışlığından tanırlar…

Bütün günümü temizlikle geçirdiğim halde baş edemem bu dört duvarla. Duvarları sürekli terleme yapar, kimi yerleri öbek öbek boya/ sıva kusar. Bazen dokunduğum pencere kulpu, kapı kulpu elimde kalıverir. Tuvalet taşlarının sarılığıyla her gün mücadele ederim. Lavaboların her yerini ovarım. Ne kadar ovsam da yerleşik mutsuzluğumun hıncını alamam. Kolumun dirayeti kesilince hantal vücudumu bir koltuğun üzerine atar başlarım ağlamaya. Ağrıyan koluma ağlarım, duvarların rutubetine ağlarım, evden çıkmak bilmeyen yemek kokusuna ağlarım, yalnızlığıma ağlarım, en çok da dışardan gelen çocuk seslerine ağlarım...

Yaşadığım hiçbir günü diğerinden farklı kılamam. Kerim’im ölmeseydi belki de geçmiş yarıda kalmış son ilmek gibi olmazdı hayatımda.

Tek bir yanlış bütün ilmekleri söktürtür insana. Bu yüzden bazılarının hayatı ileri doğru giderken kimilerin ki geriye doğru gider…


Başka  bir hayat yok gidemiyorum (dinle)


Amak-ı Hayal

10 yorum:

  1. Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim devamı gelecek:)

      Sevgiler..

      Sil
  2. kerim'e dek ilgiyle okudum.
    orayı anlamadım ama.
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kerim hakkında bilgi vermek istemedim o zaman bölmek daha zor olacaktı zaten böylede uzun oldu.
      Devamı çoktan yazıldı bunun taslağı hazır.
      En kısa zamanda 2 kısım gelecek.
      Öykü yazmak çok zormuş onu anladım ben.
      Ama pes etmicem:):)

      Sil
  3. Mimlendin! :) Bir ara uğrayıp almak istersin belki… Kolaylık olsun diye de: http://hayatseyahat.blogspot.com/2012/03/bir-mim-yarattm.html
    sevgilerle... :)

    YanıtlaSil
  4. Yanıtlar
    1. Bu saatte buralarda olurmuydun sen:)

      Sil
  5. Gitgide daha zevkle okuyorum seni.Kerim'de ben de koptum hikayeden 2.yi bekliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim bu iyi haber:)

      Kerimi kimse sevmedi anlaşılan bu tepkilere istinaden öykünün akışını değiştircem nerdeyse:)

      Sil

Paylaşmak Güzeldir ;)