26.04.2012

Bilmiyorsun


Şimdi sanıyorsun ki susmak unutmanın göstergesi
Ah bilmiyorsun susmak ne zor
Ama konuşmakta artık çok ağır

Ben yine kelimeler biriktiriyorum
Sen sanıyorsun ki dayanamam yine konuşurum
Bilmiyorsun ki artık böyle ihtimaller yok

Ezberledik gidişleri ve gelişleri
Kısaca gidememek dediğimiz her şeyi
Sen sanıyorsun ki sevince gidilmez
Kendini rahatlatıyorsun
Ama bilmiyorsun ki
Artık mümkün değil yüz yüze bakmak

Ben sana büyük vaatler vermiştim biliyorum
Çok sevdiğimi söylemiştim
Bu yüzden bittiğine inanmakta zorlanıyorsun
Ama bilmiyorsun ki senin yalanların bitirdi
Ben ha gayret derken
Yüklenirken ikimizi de sırtıma
Yalanlarla nasıl ağırlaştın bir yük gibi
Üstüme nasıl yapıştı o sızı

Hiç birini bilmiyorsun
Belki de bilmek istemiyorsun…

Amak-ı Hayal

21.04.2012

Seni Özledim



Gittiğin yerden haberini alamayınca daha çok özledim.
Kimseler engel olamadı buna, olamazda.
Kimselere bulaştırmadığım özlemimde yok oldum ben.
Her şeyi sessiz yaşadım.
Sessiz yaşamak zorunda kaldım.

Şimdi desem ki sana gel,
Gelemezsin…
Bende diyemem zaten.
Bazı cümleler için hep geç kalınır.
Senin içinde büyür, ağırlaşır, kalıplaşır.
Onca gözyaşı döküp de eritememen ondandır.

Şimdi sana anlatsam
Hiç gitmemişsin gibi
Bütün sevinçlerimi, nelerden daha çok sıkıntı çektiğimi
Bilemem ki duyar mısın duyamaz mısın beni

Şimdi dağıtsam saçlarımı ılık rüzgârlara
Otursam yine o her zamanki banka
Başlasam yine bütün sensizliklerimi anlatmaya
Dönsem baksam ki yanımdasın
Dinlemişsin, duymuşsun hepsini
Gerçek olur mu ki…


Amak-ı Hayal

15.04.2012

Şeytan Uçurtmalarım


Bana çocukluğumun en vazgeçilmez oyuncağını sorsan kesinlikle uçurtma derdim. Bir rüzgâra doğru durmak iyi gelir insana. Oksijen yutarsın bol bol. İçine öyle bir hücum eder ki. Çekemezsin içine, bildiğin yutarsın bütün bütün. En kötüsü rüzgâra saldığın saçlarını sonrasında tarayamamanın verdiği sıkıntıdır ama her şeye değer. Değer çünkü rüzgar uçurtmanın en vazgeçilmez kaynağıdır. Uçurtmaya anlam katan ise tahta ve kâğıt değil, senin özgürlük adına tuttuğun bütün dilekler ve onlara ne kadar inandığındır.

Dileksiz uçurtma uçurmadım ben hiç. Ne kadar yükselirse, ondan o kadar sevinç kaplardı yüreğimi. Uçan uçurtma değildi. Yükseldikçe büyüyen büyüdükçe küçülen anlamsız hisler içinde değişik bir karmaşa idi hepsi. Çok kafa karıştırdım biliyorum. Ama zaten duygu karmaşası yaşadığım içindir belki de uçurtmalara yüklediğim onca anlam.

En kestirme uçurtma poşetin ağzına ip bağlayıp onu rüzgâra salmaktı. Ama hiç bulutlara karıştığını göremedim. Sadece boyumu aşardı biraz hepsi o kadar. Anneme uçurtma diye tutturduğumda şeytan uçurtması yapardı çünkü en pratiği oydu. Gazete kâğıdından yapılan şeytan uçurtmaları çabuk yırtılırdı. Hikâyeler yarım kalırdı. Sonra bir gün kaliteli bir kâğıttan iyi bir şeytan uçurtmam oldu. Masmaviydi rengi, günlerce uçurdum rüzgârda. Balkonda bir gün mavi uçurtmamla rüzgârla dans ederken iri kıyım adamlar girdi ormana, ellerinde baltalar diyemeyeceğim tabi ama ondan farksız değildi uçurtmamın hazin sonu. Elektrik tellerine dolandı kurtaramadım. Balkondan öylece seyrettim günlerce. Alamadım da, ne benim olabildi ne de rüzgârın.

Hep çıtalı üstünde jelâtini olan renkli bir uçurtmam olsun istedim ama hiç kimseye söylemedim. Babam marangozdu ona bile söylemedim. Her rüzgârda uzaklarda bir yerde birileri uçurtmasının kontrolünü kaybeder, onu rüzgâra teslim etmek zorunda kalırdı. Sahipsiz uçurtmalara dikerdim gözümü hep. Kontrolünü kaybetmiş rüzgâra tüm varlığıyla teslim olmuş bir uçurtma beni çok cezp ederdi. Başımı gökyüzünde çevirir uçurtmanın aşağı düşmesini beklerdim. Saatlerce takip ederdim.

Hiçbir uçurtma onu çok istedim diye ayaklarımın dibine düşmedi hiç. Hep gökyüzü yuttu onu. Şimdi sorsan bana, sana nasıl uçurtma uçurulduğunu bile anlatamam. Şeytan uçurtması nasıl yapılır onu bilirim sadece. Elime kocaman bir yumak alıp hiç boyumdan büyük uçurtmalar uçurmadım. Belki de hiç uçurmayacağım…


Amak-ı Hayal

12.04.2012

Farkettin mi Aslında Herkes Gitti


Çünkü tek bir hayatta herkes kendi hatıralarını toplamak için koyuldu yola. Birincil durum kendi hikâyendi. Ne zaman kendi hikâyenin olumlu/olumsuz yanlarında koşuşturmaya başladın, o zaman baktın ki bütün sevdiklerini bir çantaya atıp götüremiyorsun kendinle birlikte.

Birileri arkanda bıraktığın o hayat yolculuğunda tabela gibi kaldı. Ne zaman elini dizlerine koyup dinlenmek istesen arkandaki yolu ezber ettiren tabelalara teşekkür edersin. Çünkü geldiğin yolu iyi bellemek, giderken de temkinli davranmaya delalettir.

Küçücükken başladı kendi senaryon için yaptığın mücadele ama o zaman farkında değildin bile. Aklına gelir miydi aynı toprağı eşeleyerek oynadığın, günlerini, saatlerini harcadığın can arkadaşının o toprak karelerinden öteye gidemeyeceğini. Ölümüne kankayız denirdi ya hani. O kankanın adı neydi sahi? Kopa kopa bağlanırız bir şeylere. Birileri gelir ve gider. Geriye kırpık kırpık hatıralar kalır. Kimini hatırlamazsın bile. Belki her gün aynı otobüse bindiğin ve en sevdiğin çocukluk arkadaşın hala seninle… Mavi pantolonundan ya da saçını çekişinden hatırladığın okul arkadaşın senin hayal ettiğin mevkide belki de.

İlk aşkına ne olmuştur acaba. Belki seni hiç unutmamıştır. Sence böyle bir ihtimal var mı hayatta. İlk aldığın aşk mektubu maniden oluşuyorsa ve biri sana değerli gördüğü (hac) yüzüğü hediye etmişse bu satırlardan hatırlar mı seni? Sahi hatırlasa dönüp de söyler mi bunu. Birileri tatlı kalır şıpsevdi sakızının kokusu gibi. Acaba bende kaldım mı dersin birilerinin aklında. Bunu derken bile hafızanda üç beş isim bile belirmez. Ne garip...

Bir yola çıktık hepimiz. Hiç fark etmeden öyle çok insan bıraktık ki geride. Kimisini çok sevdik. Kimini çok incittik.  Kimi çok acıttı ama çok öğretti bu yüzden dönüp dönüp içimizden teşekkür ettik. Birileri de hiç gitmesin istedik. Öyle farkındaydık ki onların/ onun varlığının kattığı anlamdan. Yine de gitti…

Çok sevdin, minnet ettin, kıymet bildin ama yinede gitti… İşte böyle bir şey hayat kimseyi tutamazsın avucunda. Avucumda dediysem tam avuç içini kastettim. Orası yönetmeden yönetir…

Amak-ı Hayal

10.04.2012

Gönüllülük Esası


Bazı insanların en tamamlayıcı (en belirgin) özelliğidir yardımcı olmak. Öyle ki sormasan da bunu kendine görev edinmiştir. Yardım etmek bazılarımız için sormaya gerek bile duyulmadan fedakârlık örneği teşkil etmeninin esaslıca görünen yüzüdür. Bende onlardan biriyim. Bildiğimi hiç esirgemem ama onunda daha ilerisi sorulmadan da söylediğim olur sırf paylaşmak adına. Bu iyi midir bilinmez çünkü bazısı bunun kıymetini hiç bilmez. Hatta ve hatta içten içe antipati bile duymaya başlar ki ben bile sormadıklarımı enjekte etmeye çalışanlara niyetleri iyi bile olsa bazen bu sevimsizliği hissederim.

Ben maalesef öyle biriyim. Vermeyi seven, yararlı olduğunu düşündüğüm şeyleri kimselerden esirgemeyen. Bunun aşırısı ne kadar sevimsiz görünebiliyorsa azı da gerçekten çok can sıkıcı. Bunun en bariz örneklerinden biri yol sorduğun insanların bilse dahi bilmiyorum deyişidir. Ya da sırf cinslik olsun diye yanlış tarif verenler de yok değil. Madem tam hatırlamıyorsun hatırladığın yere kadar yönlendir gerisini başkasına sor de, değil mi?

Bu konunun çıkış noktası bu hafta sonu geçirdiğim iki günlük sınavlar. Sınavın olduğu okulları bulmak için gösterdiğim çabaya katkıda bulunan güzel insanların bana olan tavırlarına değineceğim biraz. Çünkü onlar bu vurguyu gerçekten hak ediyorlar.

Doğma büyüme İstanbullu değilim ben. Bu yüzden hala bilmediğim çok yer var. Ezber üstünden ana hatlarıyla biliyorum çoğu semtleri bu yüzden sokaklara girdikçe yabancılaşıyorum bulunduğum semtlere. Bunun önemli bir katkısı oldu bana çünkü artık herkese rahatlıkla yol sorabiliyorum. Bu kimileri için büyük sıkıntıdır. Çekinirler, anlamayınca tekrar soramazlar bu yüzden yol kimileri için gerçekten işkencedir. Bense bunu fazlasıyla yendim.

Sınav yerlerini birçok insana sordum ama iki kişi öyle harika davrandı ki çok mutlu oldum. Durakta bir ablaya şu cadden hangi araba geçer diye sordum. Elimdeki kâğıdı aldı bütün duraktakilere sordu oraya yakın yerleri de yazmıştım kâğıda onları da teker teker sordu. Kimse bilmeyince şu gelen minibüse soralım bakalım bir de kızım dedi. Sordum oraya gidebileceğin bir yerde indiririm sen oradan tekrar sorarsın dedi. Ben minibüse bindim ablanın gözü hala bende. El işareti yaptım kapıdan teşekkür ettim tamam hallettim dedim. Çok sevindim kızım dedi. Belki biraz abartı bir ilgiydi ama çok samimiydi. Öyle candan davrandı ki kendini unuttu, o durakta neden olduğunu unuttu belki benim yüzümden otobüsünü kaçırmış bile olabilir.

Minibüsten indiğimde bir esnafa sordum bu sefer. Önce ben tam olarak nerdeyim dedim aradığın yerdesin ama okul çok sapa bir yerde dedi emin olamadığı için yandaki esnafa gitti ben elimdeki yol kâğıdını minibüsçüye verip geride almayı unutunca derdimi anlatmak bayağı uzun sürdü. Adam tam yolu öğrendikten sonra halime acıdı kesin…

Ben böyle pozitif insan görmedim. O adamda bilmediğim bir şey vardı hala etkisindeyim. Adam tarif ediyor bense sadece yüzüne bakıyorum. Böyle hoşlanmak falan değil yüzü ve davranışları resmen üstünden iyilik güzellik akıyor. Farklı bir çekim. O da çok çaba sarf etti benim için. En sade ve düzgün şekilde anlatmaya çalıştı. Ona daha sonraları muhakkak uğramalıyım bir şeyler almalıyım dükkânından diye geçirdim içimden.

Yol öyle uzak öyle yokuş ki bulunduğum noktadan oraya gitmek için bir yol alternatifim var ve o da maalesef yürümek. Bu yüzden sanırım araban var mı diye sordular o yokuşu çıkınca anladım. Ben yokuş sevmem hiç evimin caddeye bakan tarafına geçmek için hep yokuş çıkmak zorunda kalıyorum bu yüzden. Memnuniyetsiz yokuşlardan sonra kafamı kaldırdığımda gördüğüm manzara her şeye bedeldi. Bütün semti denizi görünce keyfim yerine geldi bu seferde gitmek istemedim.

O günün iki kurtarıcısına bu kadar çok çaba sarf ettikleri için teşekkür etmek istiyorum. Biliyorum ki onlarda sıkışınca bu iyilik karşılarına çıkacak. 

6.04.2012

Pazara Gitmek


Pazarlara karşı bir sempatim var. İlle içinden geçicem kaçarı yok. Ama öyle ucuz giysileri çekiştirmek, domatesin iyisini seçmek, fiyat mukayesesi yapıp uygununu denk getirmek için falan değil. Benim derdim sadece gözlem. Pazar esnafındaki artist kılıklı gençler milleti nasıl süzüyor ona bakıyorum, birine laf atacak oldu mu bunu sebzeyle ilintili cümlelere nasıl yerleştiriyor ona bakıyorum. Haşlamalık patatesle kızartmalık arasındaki farka bakıyorum, pazarın sonu nalet olsun al bir lira yaptım deyip kurtulmak için malından, gösterdiği çabaya biri gelip de yarım kilo alıcam deyince, adam nasıl cinleniyor ona bakıyorum.

Pazarda pazarlık yapılır mantığıyla beş kilosuna üç lira dedim vermezsen almam diyen teyzeye olmaz olmaz dedikten sonra gel abla tamam diyen esnafa bakıyorum. Üstümden ben yokmuşum gibi pazar arabasıyla geçen ablaların anlamsız telaşlarına bakıyorum. Birbirini kırk yıldır görmemiş gibi o daracık pazar yolunda iki kelam etmek için bütün alanı kaplayan kimselerin anlamsız “bi gün bana da gel beklerim” ve “selam söyle” sözüne gülüyorum.

Aç girmişsem pazara, bütün sebzeler mis gibi kokar bu yüzden çok cezp edicidir pazar sokağı. Bütün karnı baharlar benim olsun isterim, bütün meyveler benim olsun isterim. Hoş ben ne istemem ki her tezgâhta kendime uygun bir şey bulabilecek biriyim.

Bir sokak üstünde geçmekten en az haz aldığım yer peynircinin önüdür. Bir kere araba mı, kamyon mu, karavana mı o aracın adı ne o nasıl bir tip hiç anlamadım. Yüksekçe yerlerden isteğe göre zeytin, peynir, helva, tereyağı satarlar. İnsanlar peyniri pazardan neden alır hiç anlamam. O kokuda o insanlar nasıl çalışır onu da hiç anlamam.

Pazardan mantar alınmışsa eve, her seferinde korkarım. Simitçilerden bahsetmedim bak; üç tanesi bir tl ile başlar beş tanesi bir tl ile kapatırlar tezgâhı. Ama kaçak göçek bir halleri vardır hep, tereddütleri insanı huzursuz eder. Susam kokusuna doyum olmasa da pek umduğu gevrekliği bulamaz insan.

Dilencileri vardır her pazarın, çocukları vardır gezmeye gelmiş gibi, terliklerle bir ekmek alıp evine gidecekmiş gibi gelenleri vardır. Pazarın sonu ucuz olur diye son dakika alışverişi yapanları vardır. Pazara gitmek koskocaman bir alışkanlıktır.

İnsanlara pazar arabası nasıl sürülür eğitim vermek gerekiyor bence de neyse...
Amak-ı Hayal

3.04.2012

Bu Aralar Karışığı(z)m


Hem kafamı dinlemek hem de derslere daha iyi çalışabilmek adına bir aydır hemen hemen hiç dışarı çıkmadım. Geçen gün kardeşimin yoğun ısrarı üzerine çarşıda buluştuk. Uzaydan düşmüş gibi bakındım etrafa. Bahar, herkeste karmaşık bir hale yol almış. Net olan tek şey ise tertemiz görünen vitrin camları… Onlara bir bahar eli değmiş yani besbelli ışıl ışıl. Fakat gel gör ki mağazalar çarşamba pazarı gibi. Sebebini anlayabilmiş değilim. Bu tekstilciler yazın üretilecek ürünlerin daha kıştan hesabını kitabını yapmıyorlar mı? Yazın rengi bahardan belli olmalı vitrinlere bakıyorum yazlık kışlık ne bulmuşlarsa koymuşlar. Hepsini geçtim renk ya renk(ler) belli değil hala. Böyle olunca da göz tırmalıyor vesselam.

Bir başka sorunda etraftakiler. Allah’ım her şey gözüme batıyor bu aralar. Caddede yürüyorum önümdeki kadının cebi taşlı kotu gözüme batıyor kaldı mı bunlardan hala diyorum (sanki bana ne) sonra cümleten beklediğimiz yeşil ışık yanar yanmaz kendini üstüme çıkarak yola atanlar oldu. Bu ağabeylerin ablaların hep mi acelesi var yoksa bu yarış bir hayat tarzı mı? Sormak lazım ciddi ciddi…

Hee pazarın içinden de geçtim çıkışta “bi lira” diye dilenen bir amca da bana çok tuhaf geldi. Nasıl yani “bi lira” ya! Bence artık dilenciliğin hayat seyri de düşüşte. Önceden kapıya gelirlerdi o kalktı sonra ekmek parası da kalktı bu sahte kâğıtlarla tedavi parası da kalktı (kimse yemiyor) e “bi lira” pratik bir şey ama alışkın değilim ben bunu duymaya şahsen.

Kalıcı ve daim olan sanırım kâğıt mendil satıcılığı hele de kışın, yazınsa su satıcılığı ikisine de çok ihtiyaç oluyor yolda malum. Orda da şöyle bir sıkıntım var ne kadar dediğimde ne verirsen abla demeyecek o zaman dilenci olur ikincisi de bir mendile bir lira demeyecek (10 lu paketi bir lira yav) vergin yok, dükkânın yok uyanıklık etme haksız kazanç olmasın dimi…

Eşarpçıların olduğu meydan sokağında aradığım lacivert şalı bulamayınca ne hüzünlendim anlatamam. (Bir şal için gezinemem öyle ondan yani yoksa olmasa da olur üzülecek değilim.) Sonra aynı yere tekrar dönünce hafakanlar bastı bir şey çekiyor beni hep aynı yere. Sonra iyice bakınca bir de göreyim arkada lacivert şal varmış. Çok yürüdüm çok yoruldum doğru eve dedim kendim kendime...

İşte öyle oldu bunları size niye anlattım hiç bilmiyorum…

Bahar senin için yazı getirdin diyolar vallaa yalan ellerim donuyor hala ya bi karar ver artık.

Amak-ı hayal