16.10.2012

Affet/tim...


Bazı sevgisizlikleri anlatmak, alkolle temizlemeye çalıştığın yarayı üfleyerek yatıştırmaya benzer. Hem temizlemek istersin hem de anlattıkça çoğaltırsın… Yersiz tırnak darbeleri katar arada bir kanatırsın. Yani aslında bütün duyguları deşifre edip kocaman bir yarayı çırılçıplak bırakırsın. Ve bir zaman sonra görürsün ki o yaralar böyle asla kapanmaz. Vazgeçersin anlatmaktan, nefret etmekten, taş kesilen hıncından… Kocaman bir yutkunuştan sonra dersin ki; “affettim ben onu…”

Affedince küçülür derin yarıklar… Belki zamanla hırsından attığın tırnak darbeleri bile yok olur. Affetmek kendini sevdirir insana. “Hakkım helal olsun ona” demeyi de başarırsan o yaranın/ yaraların yerini bile unutursun. Bir iç huzurun başlangıcıdır her şeye rağmen affettim demek. Öyle zor öyle zordur ki… Öyle insanın içine oturur ki…

Ama bir gün gerçekten affet tüm yaralarının sahiplerini. Kanatma kendini. Acıtma artık. Kurduğun kimsesiz dünyanda sardığın saramadığın her şey bırak iyileşmeyedursun. Çünkü sarmak için paylaşmak tehlikelidir bazen. Paylaştıkça kanatacağın her şeyi merhametin, sevginin kollarına at…

Zor biliyorum…
Bunu yapmak çok zor…

Ama her gün kanamak, sızlamak kolay mı ki…
Amak-ı Hayal

1.10.2012

Bittik...


Bazen düşüyorum; sert, kuru, zorla, nasırlaşmış bir ağacın gövdesinden sıyrılan yaprak gibi… Düştüğüm topraktan kaskatı yankılanıyor varlığım. Dokunanın ellerinde ufalanıyorum. Sertliğimi bir su gibi yumuşatacak can suyu arıyorum. Hasretle rengimden kestiğim ümidimi başka renklerde bulmaya çalışıyorum…

İşte içimdeki susuzluğun tanımıdır bu renk değiştirmişlik. Hasretin başka halidir. Değişimin başlangıcı ve yok oluşumun bitim raddesidir.

Sonuna kadar direnen ve bir avuçta parçalanan, kuru bir yapraktan hiçbir farkım yok benim…

Bittim…
Bittin…
Ve Bittik...