25.12.2012

Ve Daha Sonra...


Bakma saate… Geçmiş zamanın kanıtı olan takvim dallarına. Yığılmışlığına, sararmışlığına, gelmişe geçmişe ve bilumum içine batan ve gözüne çarpan bütün anılara… Sakın ola bakma. Neyi tekrar edersen içinde, neyin kırıntılarını süpürürsen içine içine onlarla kalıp tutar hatıralar. Ve ansızın dediğin tüm hüzünler yaşanmış ve yaşanılası her şeyi berbat eder.

Bakma hatalarına, kıyamet gibi doluşmuş tüm sen ile başlayan suçlamalara. Baktıkların besleyecek canını. Ve o can ki sürüklenecek sen kulak kabarttıkça. Asla gitmeyecek yanından ve asla düşmeyecek eteklerinden…

Kendi canını bile bile sakın yakma. En iyi sen bilirsin seni ve en çok sen zarar verirsin kendine bunu sakın unutma. Dün, bugünün yansımasıdır ve yarın tüm ömrünün habercisi… Ektiklerimizdir zamana yayıp da topladıklarımız. İnsan ektiklerini unutur, biçeceklerinden habersiz yaşar çoğu zaman. Bilmez ki aslında bellidir yarın.

Dün, bugün, yarın, ondan sonraki gün ve daha sonraki günler ve daha sonra ve daha daha sonra…


Amak-ı Hayal

5.12.2012

Sevginin Muhasebesi



Bazı ilişkiler yanlış dönemlere denk gelir. Doğru kişi bile olsa karşıdaki, zorlu bir dönemi teğet geçmek her zaman kolay olmaz. Tanışma döneminin tozpembeliğine ailesel ve kişisel problemler girince daha en başından ayağı yere basan ve fedakârlıkların, toleransın yoğun olduğu bir sürece hızlıca girilmiş olunur. Tek taraflı ise bu problemler diğer tarafın desteğiyle pek ala çözülebilir fakat iki tarafında problemleri varsa iki kat üç kat daha normalin üstü efor harcamak MECBURİDİR.

Aslında seven insanların aşamayacağı çok fazla sorun yoktur. Çağın “ben sen” kavgasıdır her şeyi tatsız tuzsuz bırakan. Paylaşılan sorunlardan kendine fırsatlar çıkaran, üzgün olduğun için senden sıkılan, işin kötüsü bütün zorluklarında yanında olucam deyip de söylediklerini (sıkıntılarını) sana karşı kullanan o yoldaşın oyunbozanlığıdır her şeyi kıran, ortadan kaldıran.

Neyin acizliğini yaşarsan yaşa, neye üzülürsen üzül anladım ki sensin esas olan. El yine el kalıyor ne kadar sevsende. Hesap kitap yaptığı vakit kaybediyor o içindeki alevi. Sen ne kadar alıştırmalık atmaya çalışsanda, gürleşmesi için tutunsan da ona, ateş gittikçe cılızlaşıyor. Gözünün önünde yavaş yavaş sönüyor ve her bir taraftan ölesiye acı çektiriyor.

Sevgiye alacak verecek davası katanlar mutlu olamıyor. Bir yaraya merhem olmadıkça büyümüyor sevgi. Sığınamadığın insandan eş olmuyor. Yar olamıyorsun doyumsuzluk hastalığına yakalanmışsan. Hep daha fazlası derken tatmin etmiyor sevgi.

Hâlbuki bakışarak büyürdü sevgi eskiden. Büyük hediyelere gerek yoktu. Elini tutmak dünyaya eş değerdi. Tüm sıkıntılarda kol kanat gerilirdi. Canı pahasına sahiplenmek vardı. Sakınılırdı… Sevgili üstünden geçinilmeye çalışılmazdı hele gün yüzü görmemiş duygularına hiç dokunulmazdı. Uzaktan marifetlice seven insanlar vardı. Özlemin anlamını yozlaştırmadan kıymet bilenler vardı. Demem o ki sevmek o zaman bir başkaydı…

Şimdi bir yığın aşina duygu elde etmek zorunda kalmadan, varlığını son kılamadan, elini tutup bırakmam seni diyemeden gidiyor giden ve geliyor ondan daha beteri… Sonra yoruldum cümleleri, güvensizlik cümleleri, tahammülsüzlük ifadeleri falan filan…

Ve tek bir cümle başkaldırıyor can çekişen ilişkiye son darbeyi vuran;

Gittiği yere kadar...


Amak-ı Hayal