4.12.2013

İkilem

Boğazına çökmüş sigara dumanına inat oksijen istiyorsun biliyorum. Hem dumanlı olsun hem de nefesine takılmış tüm sis perdesine karşın temiz olsun ciğerlerinde dolaşan o her neyse işte. Her neyse anladım seni ben. Ellerinde geceden kalma ağır tütün kokusunu neden artık yadırgamayışını anladım. İnce parmaklıklı o dar balkondan sarkmak istiyorsun en dibe. Orda bir yerde sonsuz huzurun olduğu karanlık bir sessizliğe kim inandırdıysa seni gözün hep en diplerde… En’lerin en dibindesin şimdi. En sevinç duyduğun kahkahalarının çığlıkları geliyor diplerden yukarılara. İnce demirlerden içine işliyor usul usul. Ve ısıtırken üşütüyor tüm mazinin sevimli sesleri.
Bir film sona eriyor zihninde. Küllük son sigarana izin veremeyecek kadar gri. Eğik izmaritlerin dev gölgeleri var camın karşısındaki duvarda. Dipler gözünde güzelleştikçe ağzından çıkanların aksi hortum gibi görünüyor. Duvardakiler ayrı bir karanlığın habercisi.
Yerinde olsam eğik başımı kaldırır o koyu gecede en güzel yıldızı bulmaya çalışırdım. Rüzgâra yardım ederdim içime daha çabuk işlesin diye. Bir sökük gecenin ardından nefesi temizlenmiş uyanmaya çalışırdım. Gırtlağımı yakan tütünü sadece suyla bastırırdım. İnsanın en dibi yukarı çıkmaya hazırlandığı en son raddesidir. Açardım gözlerimi ardına kadar. El yordamıyla annemin yıkadığı en güzel kokulu çarşafı yatağıma geçirir, yastığımı kıskıvrak sarar öyle dalardım.
Unut ince parmaklıklı balkonların kahverengi manzaralarını. Ve sevilmediğin sevmediğin her şeyi bırak sigara ile dumanı arasında kalsın…

Güzel rüyalar diliyorum ellerindeki izmarit kokusuna inat... Sana hep güzel rüyalar diliyorum.
Amak-ı Hayal

1.12.2013

Saklambaç

Bir ağaca doğru yumdum gözlerimi.
Acı bir söğüt kokusu alıyorum.
Saymaya devam ediyorum yirmi sekiz yirmi dokuz önüm arkam sağım solum sobe saklanmayan ebe…

Saklanmadın…
Ya hiç saklanmadın ya da hep bildiğim yerlere saklandın.
Ya ben seni iyi tanıyordum ya da sen beni yormak istemiyordun
Velhasıl bir oyunun tek ebesi oluşumun sebebisin sen
Kaçarken aslında yakınlaşmak nasıl olur senden öğrendim ben.
Bir gün geldi kaybettim seni
Oysa hep aynı yere saklanacağından o kadar emindim ki

Ne zaman orda olmayacağını kabullenmeye kalksam duvarlara dönüyorum yüzümü
Kulağıma fısılda diye bekliyorum rakamları
Arama başka yerler ne olursun
O kadar alıştım ki bıraktığım yerde bulmaya
Gitme ne olursun
Ellerimi yüzüme son kez kapatıyorum
Son rakamı söylüyorum
Seni çok özlüyorum...

Dinlenesi
Amak-ı Hayal

7.11.2013

Aşk

“Aşk…”

Ah canımın cananı...  Sevdiğim, sevdiklerimin en hası... Sen ne iyi ettin de geldin bana. Sen benim beslediğim, emek verdiğim, ümit ettiğim bir toprağın en alakasız yerinde yeşeriverdin. Ben ki bilmem kavuşmaları: Eski;  dili süngüsü bozuk, gıcırdayan bir kapı gibi kaldım aşk aralığında uzunca bir vakit hüzünlü ve garip. Ben ki her namesinde umutsuzluğun içinde umut edip aşkı arayan… Ben ki hep kolayın içinde aşkın zorunu, özlemini dibine kadar çaresizce yaşayan… Sen ne iyi etinde bozdun bütün hesapları. Yazdığım onca aşkın acısını, yükünü, zorunu bir çırpıda söküp attın.

Zor aşk yoktu elbet, kolayda keza… Kaderin sahibi bazı aşkları zor eyledi ham kalma diye. Kor yutturdu almadan vermeyi öğren diye. Uzakları, öteleri araya sokup imtihan etti rağmenlere rağmen sevmeyi becerebil diye. İradeyi zorladı zaman zaman ve sabrı öğretti en birincil. Sonra aşk bir vücuttan çıkıp ne senin ne de onun içine sığmayan bir hal aldı. Anladım ki sevmek bende başlayan sonsuz bir yolculuktu. Ve sevgili bu yolda görevini tamamladığında aşk nehrinde eriyen bir cismaniyet. Gövdede başlayan, ruha akan ve sonra ne senin ne de onun olamayan bir şeydi aşk. Aşk seni büyüten, içinden dışına çağlayan sevgi ve merhamet yoluydu. Sonu; her acıya rağmen kimseyi suçlayamayan, “ben sana hakkımı helal ettim” ya da “dilerim iki cihanda da mutlu olursun” la biten bir hoşgörü gücüydü.

Aşkın içinde nefret yok mudur? Bil ki aşk ölesiye öfke ve nefretle doludur aşılanmış bir ağacın zehirli meyve veren tarafı gibidir ama ne var ki hasatsızdır. Aşkın sonu tüm renklerin toplamı gibi bembeyazdır. Çelimsizce bir tane olarak düştüğün aşk toprağının bereketi kaldırır seni ayağa. Her rüzgarın, yağmurun, soğuğun seni yok edeceğini düşündükçe, dirayetsiz kaldıkça daha bir gür çıkarsın baharın başına. Çıktığın başlangıçlar bir gün kupkuru kaskatı kesilsen dahi yerin dibindeki binlerce kökü ölümsüz kılar…

Ey canıma değen sevgili… İşte bu yüzden kolayca düşsen de bu sefer gönlüme, bil ki hoyrat kullanamam sevgini. Sen benim elim, ayağım, dostum, eşim, sırdaşım, şükrümün en derin sebebisin. Çağlayan bir sevgi nehrinde, sevgi ve merhamet ile yudum ben seni. Pak gönlüne köklerimi saldım ince ince. İki cihanında benim için en değerli yoldaşı sen ol diye…

Amak-ı Hayal

17.10.2013

HUZUR



Nasıl bir his biliyor musun?  Gece gözünün içine bakıp bu adam benim diyorsun. Bir şey parlıyor gözlerinde belli belirsiz. Tuhaftır ama her gün daha bir güzel geliyor yüzü. İlk tanıdığından daha başka bir efsun kaplıyor etrafını. Hayaller gerçek oluyor. O adamı secdede görebiliyorsun mesela. Sabah namazına kalkıp kahvaltı hazırlıcam diye uyumayabiliyor. Ben bütün mutlulukları hak  ediyor muydum bilmiyorum. Ama sanki bu aralar bütün haklar benim elimde. Elinde sınırsız biletle lunaparka salınmış bir çocuk gibiyim. En çokta uyurken böyleyim. Sıkı sıkı saran sıcacık avuçlarının içinde kötü rüyalar görsem dahi korkmuyorum. Üşüdüğümde beni ısıtmak için seferber olan birinin varlığını anlatmaya bu satırlar yetmiyor. Ama yinede içime sığmayan bu huzuru tarif etmek istiyorum…


Dünyanın en varlıklı insanı gibi hissetmem için sağımdan soluma dönmem yeter. Sevgilinin terli ensesinde çocuk kokusu var ne ilginç dimi… Göğsümde uyumayı da öğrendi. Biz sanırım alıştık bu iki alemlik cihanda tek düğüm yaşamaya… Biz her şeye çok çabuk alıştık...

Amak-ı Hayal

30.09.2013

***06-10-2013***

Zorla tırmandığım bir yokuşun son demiydi. Belki ettiğim en uzun soluklu dua… Sonra her şey yokuş yerine yokuş aşağı oldu. Tepe taklak olmak değil bahsettiğim. Kısa bir sürece dünyaları sığdırıp tek kişilik hayatı çift kişilik yapan kararlar almak…

Zor olur sanmıştım. Ömürlük sevebileceğin biriyle karşılaşmak, kararlar almak, bu süreci korkmadan tereddüt etmeden içine sinerek yaşamak… Zor dediğim her şey kolay oldu. Harfiyen yerine gelen bir dua oldu ömrümün en güzel hediyesi. İyi ki geldin sevgili.

Huzurluyum… Derin nefes alıp yeni gözlüklerimle hayata daha net bakıyorum. Bu aralar adım ibiş diye geçiyor… Küçük burnumun üstünde kocaman kalın çerçeveli bir gözlük taşıyorum. Bloğumun küçük masum çocuğu hala büyüyemedi. O yüzden gelinliğimde papyon olacak. Çok sevdiğim krem rengi süpergalarımı giymeme izin vermediler. Avuçlarıma çocukluğumun en renkli ve muhteşem kokulu hatırasını yakacaklar. Ayrılıklara alışkın gönlüme vedalar katacaklar. Muhtemelen ağlayacağım şimdiki gibi. Ve güleceğim aptal aptal. Aslına bakarsan iki duyguda karmakarışık…

Yalnız uyumaktan hoşlanmadığımı söylemiştim değil mi? Evet, kesin söylemiş olmalıyım. Kız kardeşin boşluğunu hissedemeden yeri dolacak. Sanırım ben hep şanslıydım bu konuda. Tek kişilik yatakta iki kişi yatmayı öğreneli de çok oldu. O’na tek kişilik yatak al o kadar uzak uyumaya alışkın değilim demek istedim. Güler diye vazgeçtim…


Masal bitiyor. Belki de kâbus demeliyim. Kim ne için kırdıysa beni unuttum gitti. Yalancıyı, inançsızı, güçsüzü, bağıranı
nı hepsini bu gönülden azat ettim… Ben çocukluğumu onarılmış götürmek istiyorum oralara. Yeniden ve yeniden aynı direnişlere mahsur kalmadan yaşamak istiyorum. Hissediyorum bu sefer yanılmıyorum…

Dinlenesi 

Amak-ı Hayal

11.08.2013

Ömür



İki alyans arası bir kurdele gibi ömür... Biri gelir keser ve sen bölünürken bütünleşirsin. Bütünleşen hiçbir karede eğreti durmamalı öteki. Ne bir resimde ne de hayatının çerçevesinde… Neyi ne kadar beslersen öbürü o kadar var işte. Sen ne kadar sığdırırsan o kadar sığar içine. Yaşadığın kadar yaşat sevdiğini. Hatta öyle bir sevgiyle besle ki senden sonra bile yaşayacak gücü olsun. 

Amak-ı Hayal

19.07.2013

İKİ BOŞLUK ARASI

Aslında yetmiyor zaman… Ne seni ne de senden sonraki kırgınlıkları anlatmaya, algılamaya… Güceniyorum sadece defalarca. Gücenmek, zihnimde bir elin avuçları arasına sıkışmış, şekilden çıkmış, rengini özünü kaybetmiş muhtelif bir şey. Anlamsız, çizgisiz ve gittikçe sıkılaşan bir yumruğun arasında paramparça olan, ufalan, yok olmakla varlığını koru(yama)mak arası bir bilinmezlik.

Oysa ben neydim biliyor musun? Gücenmek nedir bilmezden evvel, sevginin karşısında iki büklüm olmazdan evvel, sevmezden evvel sevmeyi… Ben neydim sen biliyor musun?

Bilmiyorsun…

İki kapısı açık bir aranın cereyanında alev alev yanıyorum. Ne tükeneni ne tükettiğimi görecek kadar hâkim değilim bedenime. Sen ezberi dolaşıyor içimde bir yerlerde. Zihnimde ite kaka yer belleyen göçebe varlığın; kemiksiz, merhametsiz, elde avuçta durmayan soyut bir hastalık… Varlığın beni yok ediyor ya da yokluğun güçlü bir benin uyanmasına sebep… Her neyse

Amak-ı Hayal

17.05.2013

Bulamadım



Bir, iki, üç… Ben yüzlerce sayfa yırttım seni tanımlarken. Tanımlayamazken… Anlatabilirim sandım, yüzlerce yazı yazdım ama hala sana varamadım. Tutup da yığın yaptığım onca cümlenin arasından seni çekip çıkaramadım. İlmik ilmik işledim seni bir seccade ucu gibi, bir iğne oyası gibi… Döndüm baktım ortaya çıkanda ne kadar sen var.

 Bulamadım… Her şey hep senken hiçbir şeyde bu kadar yok oluşuna hayret içinde bakakaldım. 

Amak-ı Hayal

16.05.2013

Ve...


Ve denklem çözülmeye başladı yavaş yavaş. Bir kabuk kalktı bilinmezliklerin altından. Bir cevap göründü nehir gibi bereketlice akan kanların arasından. Yolculuk başlamış bulundu. Sorularda cevaplarda yerini buldu…

Neyi bekler gönül şu saatten sonra. Huzuru vaat edemeyen âşıkların(!) aldatmacasında neyin ümididir bu ya da neyin öfkesidir. Kırarak, üzerek kimin başı arşa değmiş? Kim görmüş gerçek aşkı çala çırpa yaşayıp da.


Amak-ı Hayal

15.05.2013

Yaşamadan Ölmeyecek



Bazı kapılar yine aynı odalara çıkıyor. Durduramıyorum zamanı, kaderi, tahmin edebildiğim ama geri adım atamadığım her şeyi. Aynı sonlara yaklaştırıyor hep kader. Sil baştan yaptırıyor her seferinde. Hikâyenin sonunda sevilen adam ölüyor. Yine toprak kokuyor her yer. Yine dualar yükseliyor göklere. Yeşil örtülerle bezenen aynı manzaralara şahit oluyor seven.

Sevilen yine oyunu gitmekten yana kullanıyor. Adil davranmıyor. Ki biliyor herkes veda ettiğinde başlayacak sorgu sual. Bütün tembihlere rağmen yanlış cevap vereceksin. Çünkü hiç doğrularla yaşamayı ve de o doğruların içinde kalmayı tercih etmedin. Bir karanfil bırakacaklar toprak kokusunun tazeliğinde. Ve bir teslimiyetle sulayacaklar elvedayı. Ki elin kolun yetmeyecek sırtını dönenlere. Sesin ulaşmayacak…

Yaşattığın çıkmaz sokakları yaşayarak öleceksin ölmeden önce. Sesini duymayanlar olacak. Gördüğün halde görülmediğin zamanlar yaşanacak. Öyle eminim ki; insan yaşattığını ölmeden önce muhakkak yaşayacak…


Amak-ı Hayal

10.05.2013

Bilinmezlik Denklemi


Milyonlarca güzel cümleyi sildiğim oldu bu satırlardan. Hepside kısada olsa anlamlıydı. Sırf sonunu getiremediğim metinlerin başlangıcı oldu diye sildim onları. Ben bazı cümlelere çok haksızlık ettim. Onları hiç silmemeliydim…

Bazı sokaklardan sırf benim evime çıkmaz diye geçmedim. O sokakların güzel ahşap evleri, balkonlarında başka yerde hiç görmediğim kadar renkli çamaşırlar asılıydı belki. Belki o mahallenin çocukları benim gibiydi… Denemedim…

Her gün önünden geçtiğim yüzlerce mağaza oldu. Her yerde bütün kış aradığım yelek belki de orada bir yerlerdeydi. Bakmadım… Basit vitrinlerine ön yargı yaptığım bir sürü yer oldu. Adını okumaya tenezzül etmediğim. Satışçılarını samimiyetsiz bulup sevmediğim. Ve aslında normal şartlarda nasıl insan olduklarını hiç bilmediğim, bilmediğim için kibir ettiğim şeyler oldu… Büyüklenmemeliydim…

Parkın salıncaklarını işgal eden kadınları ayıpladım. Çocukların oyun alanına tecavüz gibiydi benim için yaptıkları. Onları bir bankta izlemek gözümde aşağılamaktan başka bir şey olmadı. Düşünmedim hiç içindeki çocuğa can verdiği için böyle davranabileceğini. Ya da belki küçükken büyük yaşayanların büyükken küçüklüğüne dönmesi gibi bir şeydi onların bu eylemi. Belki benim gibi çocukluktan kalma bir aşktı onun için/ onlar için sallanmak. Ben yapamayacağım için mi yapanlara kızdım acaba. Ya da tek takıldığım nokta zincirlerin o ağırlığa dayanamayıp kopması mıydı? Anlamak için daha çok çaba sarf etmeliyim. Etmedim…

Herkese her şeye koşulsuz şartsız kızabilir insan. Anlamak esas olan... Çaba sarf etmek... Denemek, denemeye değer bulmak. Hayatın kısacık, küçücük aslında ne kadar basit ve geçici olduğunu bilmek, sevmek sevilmek yüreğinin elinden tutup her şeyle tanıştırıp benimsetmek…

Ne biliyor musun sorun olan. Fazla kaybolduk hayatın içinde. Bakmaktan ve görmekten yeterince nasip alamıyoruz. Görmediğimiz için doğru yorumlar peşinde değiliz. Ve bazen tüm yorumlar anlamsız bir yorumsuzluk…

Muhabbetle…


Amak-ı Hayal

3.05.2013

Dilemek, Amin Diyebilmek....


Bir sonsuzluk yolculuğunda adım adım ilerler ömür.
Vuslatı tek bir aşka bakan bin bir türlü imtihanın zuhur ettiği ve aklın biçare kaldığı anlarla doludur zaman.
Zaman ki kılık değiştirmeyen ve geri gelmeyen boylu poslu bir baş gösteriş…
Müstakim bir batman lezzetin karşısında tuzaklarla doluyuz her yer med cezir.

Nice dualar var dilinde istikrar sağlamış ama kalben arzu ettiği cevabı alamamış. O dualar ki kalbi yumuşatmış, dili çözmüş rahman karşısında bizi çaresiz bırakmış. Elleri semaya açmaktan daha zarif ne var şu dünyada. İsteyebilmek, dinlenmek ne harika…

Aç ellerini ardına kadar. Muhabbetle iste gönülden yana yakıla. O ki asla es geçmeyecek seni. O ki bilecek senin ser sefil olmuş, yanıp tutuşmuş gönlündeki temennileri. Herkese açıktır sema ama herkesi çağırmaz dua kapısı. Nasip olmaz herkese duanın hakkını vermek. İncelmek, yeşermek, başını yere eğmek, acizliğin tatlı kıvamında en güzel cümlelerden ilham alıp onu tüm bedenine işlemek…

Ne büyük bir nimettir semadan ellerini çekip yüzüne götürebilmek. Huzurluca amin deyip semadan aldığın nurla yüzünü mesh etmek….

Hayırlı Cumalar

Amak-ı Hayal

2.05.2013

Sen Sevmekten Yana Ol


Yapma!
Kırmadan geldin kırmadan git bir kez olsun.
Sen yapmadın o gönlü, ol deyip sen diriltmeyeceksin bu vücudu.
Verdiğinden daha fazlasını sömürmek olmasın arzun.
Merhamet için gel, en çok seven olmak için gel.
Muhabbetinle başka bir cana can katmak için gel.

Ömrü nefessiz yaşar gibi hissettirme bi çare!
Abı hayat olmak için gel.
Ellerimi ellerinin arasına sıkıştırıp huzur vermek için gel.

Yapma!
Beni önce sevip sonra kendini sevdirip sonra yok etmek için geliyorsan şayet
Yapma!
Öyle kırgın ki bu gönül…
İyi niyetiyle sevgisi arası koskoca bir kurak yol.
Cana değmek için değil canı yakmak için sakın yaklaşma.
Ya bir vuslatın başlangıcı ol ya da teğet geç bu ömrü hayattan.

Ya gel ışığım, sevincim, aşkım, aşığım ol
Ya da tutunamayanlar listesinin son ismi ol(!)
Her ne niyetle vardıysan yanıma, ne olursun benden yana, sevgiden yana ol.


Amak-ı Hayal

22.04.2013

Gitti


Önce sıkıca sarıldı bana. Şefkatiyle yaklaştığı bedenimde göğsünün yumuşaklığını hissettim. Anne diyerek sevmek istedim onu ilk defa. Oysa hepsinden daha kadındı o. Bundandı belki de daha şefkatli oluşu. Onun upuzun kolları vardı. İçine çekerdi, sanki onun bedeni benden daha büyüktü hep. Sarıldıkça uzayan ve saran kollarının arasında kalırdım. Hâlbuki hep o benim kollarımın arasındaydı.

İçine çekerdi kokumu. Çekermiş, ben çok sonra fark ettim. O demese belki de boynumda öyle saatlerce ne hissettiğini hiç bilmeyecektim. Bildiğim anın sevincini zaten bir eminlik hissi kaplamıştı. Şaşırmamıştım aslında. Şefkatle yaklaşan bir insanın anaç bir sevginin içinde kalmış tutkuyla karışık bağlılığıydı bu. Eminlik hissiydi… Bazen huzur bazen aşktı bu.

Bir gün daha sıkı sarıldı bana. Sandım ki fazlaca sahiplenme duygusunun bir abartısıydı bu. Biraz daha sıksaydı ruhumu teslim edecektim. Sevmiştim aslında beni böyle öldüresiye sevişini. O gün bir tuhaflık vardı zaten. Anlattığı her şeye buğulu bakıyordu gözleri. Bunu havaya yormuştum ben. Bir nezle başlangıcı da olabilirdi. Bir veda başlangıcı da…

Bakışının altında yatan sinsi bir ayrılık hüznü gördüm. Önce anlamsız geldiki ayrılmıyorduk sonuçta. Sonra kollarını çekti üzerimden. Öyle bir çekti ki buz kesildi bedenim üşüdüm aniden. Sevimsiz soğukluk hissinin üstüne, bir şey demek istediğini farkettim. Baktı yüzüme uzun uzun ne ağlayabildi ne de cümle kurabildi ki susmakta güçlü durmakta hiç ona göre şeyler değildi.

Anlayan bir ifadeyle tuttum elini. Sen üzülme ben seni anladım dedim içimden. O anladığımı fark etti bense onun son söyleyemediği cümlenin ne olduğunu fark etmiştim. Ellerini küskün bir çocuk gibi çekti ellerimden. Yavaş yavaş çekerse elleri bende kalır bırakmam diye korktu zannedersem.

Ben hoşça kal demedim o da elveda demedi.
Ben annemi o ise çocuğunu kaybetti.
Ben ruhumu o ise suskunluğunu bırakıp gitti…

Amak-ı Hayal

16.04.2013

Aslında Hepsi Belki de Aynı Kişi


Usul usul nasıl girdiysen öylede çıkarsın bu gönülden… Diyemem. Usulce iliklerime işlerken ben ne olduğunu anlamadım ki, anlasaydım belki durdurmaya çalışırdım kendimi. Alıkoyardım beni sana iten her şeyden. Ve belki karşılığını istemeye yüzümün tuttuğu tek şey olmazdı varlığını istemek.

Geldiği gibi gitmek bilmeyen gönül ilişkilerim bundan öncede oldu elbet. Sen gitmeyi tercih ettiğine göre bundan sonrası da olacak. İnsan hayatından çok can acısı geçer, kalbinin orta yerinden şiddetli sancılar geçer… Geçer dediysem ark gibi yol eder, yeni gelenler yolunu şaşırmasın diye ve hep bir tıkalı damar vardır. Her şey herkes her sevdiğin ruhunu alır gider ama senin için hep orda bir birikmişlik kalır. Böyle hasta eden, temizlenemeyen, arınılamayan, sıyrılamayan… Ruhla beden arasına sıkışıp kalan bir hastalık gibisin çoğu zaman…

Gidişini özlemlere bırakıyorsun. Hayallere, ümide, biraz çocukluğa biraz safça düşüncelere bırakıyorsun. Arkana bakıyor musun bilmiyorum ama ben seni çok özlüyorum. Ellerimi uzatıyorum avuç içlerime bakıyorum söylediğin hiçbir şeyi sen yokken kendi ellerimde göremiyorum. Kokunu bilmeye fırsat bulamadığım için günlerce hayıflanıyorum. Özlüyorum ama sana hiç kızmıyorum. Ben senin dünyana hiç girmedim belki de… Bunun için seni suçlamıyorum.

Buralardaysan alınmadım sana, gücenmedim hiç, bilmeni isterim. Kimse gitmedi bu gönülden sende hiç gitmeyeceksin. Huzurluyum ben. Sitem edenlerin aksine seviyorum kaderimi. Sevmeyi öğretiyor bana hep. Nasibe güzel insanlar düşüyor gönlüme. Hiçbirini bu gönülden çıkarmıyorum. Ve hiçbirini diğerinin üstüne koyarak sevmiyorum. Hiçbirinizin kumaşı benzemiyor diğerine. Ortak cümlelerde ziyan etmiyorum hiçbirinizi. Bazılarının adını unutuyorum, bazılarının hareketlerini, kimilerinin gidişini, kimilerinin vazgeçişini…

Belki de hepiniz aslında aynı kişisiniz. Aşk çoğaltmaz mı adamı. İkilik düzeninde teklik yaşatırken milyon tane duygunun arasına sıkıştırmaz mı?

Amak-ı Hayal

11.04.2013

Kül Rengidir Aşk


Şiir gibi naif hisler içinde öldürmedim tabiî ki de onu
Biraz toprak soludum hafif yağmur eşliğinde
Birkaç damla gözyaşı döktüm boynumu yere eğe eğe
O kadar da duygusuz değildim yani
Bir mahalle kalabalığının oluşturduğu halkaya ruhumu sıkıştırdım ben
Fısıltılar duydum yeren, bilmeden nezdinde idama mahkûm eden

Elimde sımsıcak kanın kaldı
Sevgiliyi ilk gördüğüm, ilk öptüğüm, ilk dokunduğum, ilk elini tuttuğum an gibi…
Hemen öldürmedim ki ben onu
Konuştum önce uzun uzun
Sen beni hiç mi sevmedin diye önce sordum.
Sonra duydum, sonra öğrendim…
Önce bittim, sonra bitirdim…

Meğer sevmek yokmuş sevgili
Asfaltların gri yüzünden öyle ilham aldım
Mevsimin daha yeşermemiş yapraklarından
Yaklaştıkça üşüten deniz havasından…
Ayağımdaki kendinden vazgeçmişçesine sürüklenen bağcıklarımdan
Anladım ki sevmek yokmuş sevgili

Olmamış ki hiç
Hiç olmamışa olmuş gibi mi davrandık yani
Rüya içinde rüya görmek gibi karışık
Uyandığında hiçbirini hatırlamadığın gibi anlamsız

Dedim ya ne şiir gibi ne de şair gibi öldürmedim ben seni
Kaskatı(!) bir kalple yürüdüm üstüne
Son sözünü bilerek gömdüm seni
Elimden oldu ölümün
Sözlerinden daha noktaya varamadan ılık ılık düştün yüreğimden
Ağır sancılar çekmeden tek nefeste tükettim, tükendin
Ve bil ki asla düşüşünün ardından acaba yaşıyor mu deyip geri dönmedim.
Son duamı son cümlenden sonra bitirip amin dedim.

İkimiz adına da iki âlem içinde huzur diledim…

Amak-ı Hayal

7.04.2013

Kırgın Geçmiş


Aşkın olduğu yerde aklın işi yoktur der aşkname… Ondan mı acaba; aşk bedeni terk edince görülür, görülmesi muhtemel ama zamanında hiç görülmemiş gerçekler… Fark ettim bende ey eski yar! Tamamıyla arınmışım sevginden şimdilerde daha iyi fark ettim. Üzüldüm kendime. Beni bencilliklerinin arasına sıkıştırıp nasılda hırpalamışsın meğer. Ne kadar kırıldığımı sanki şimdi yeniden ve yeniden kırılarak anlamlaştırıyorum.

Utanıyorum…
Senin için kendi karakterimden vazgeçtiğim dönüm noktalarını hatırladıkça eziliyorum kendime… Hakkımı zerre helal etmek istemiyorum. Bilsen ki senin yüzün asılmasın diyeydi hepsi acaba takdir eder miydin beni! Ne çok yükselttin sesini. Pul kadar anlamı olmayan şeyler için ne çok kırdın kalbimi…


Benim iyiliğimden faydalandın. Her şeyin sorumlusu yaptın hiç umursamadan. Davalar hiç bitmedi. Hâlbuki ben sadece bir kez olsun içinde “sen” diye başlayan suçlamaların olmadığı masum şeyler istemiştim.

Sanırım çok şey istedim.
Ya da yanlış kişiden istedim…

Amak-ı Hayal

2.04.2013

Olmuyormuş Sensiz


Keyfi çıkmadı mazeretli pazarların
İki kişilik biletlerimle yanım hep boş kaldı
Kavgayı özler mi insan
Yine sen konuş ben kulaklarımı tıkayayım istiyorum
Ben zifiri çay içeyim sen ise kuşburnunu
Biz seninle zıtlıklara lehimlenmiş hayatın örgüsünde
Mutlu, mutsuz, nedenli, sorgulu
Ben demiştim edasında intikam almayı
Senin suçun cümlesindeki rahatlamayı özlüyorum

Bulaşamıyorum ya sana
Eve geldiğimde verdiğin bir yığın sipariş birini hep unuturdum ya
Kuru kavgalardaki tatlı sitemleri özlüyorum
Alışveriş poşetlerinin dibine bağdaş kurup
Bu değil kakaolu olanından olacaktı diye hayıflanmanı özlüyorum

Sensiz olmadı
Fark etmemişim saksıdaki her bir çiçek susuzluktan ölmüş
Ellerimde ısmarlanmamış yiyeceklerin alışılmamış boşluğu
Damla sakızlı muhallebi çekiyor canım
Biri ipteki çamaşırları tek sıra katlayıp dolaba koymalı
Yatağımda sevimsiz bir ben kokusu...

Olmadı işte sensiz
Sen kazandın dönmelisin artık geri
Çorbanın tuzu senmişsin meğer
Alışmak diye bir şey varmış
Her koşulda eksiklerimi tamamlayan biri olmayınca
Önemsenmeyince illallah dedirtinceye kadar
Görememişim meğer ben seni
Kıymet verememişim tamamladıklarına

Gün ağardığında
Sesinin yokluğunda
Boş odaları kendi gölgemle yapayalnız açınca
Anladım eksikliği
Ben, çok iyi anladım ki
Olmuyormuş sensiz…

Şiirlerim için buraya...

Amak-ı Hayal

1.04.2013

Keşke O Hep Benim Olsa


Eğer bir gün seni de haksız olduğun halde, birisi gece yarısı uykundan uyandırıp iyi hissetmeni sağlasaydı, bu satırların sonunu nereye bağlayacağımı iyi bilirdin… Belki de biliyorsundur ne kadar huzur verici ve şirin bir davranış olduğunu. Gece yanına usulca sokulmaya çalışan samimi bir insan asla kötü olamaz. Hatta fazlaca iyidir bence diğerlerinden. Ve sevilmeyi herkesten çok daha fazla hak eder…

Alacak verecek davası hiç bitmeyen yozlaşmış tüm ilişkilerin arasında, haklı haksız ayrımını umursamadan biri sana almadan vermeyi beceriyorsa aç tüm kollarını ardına kadar. İçindeki iyilikten beslen beslenebildiğin kadar. Çünkü biliyor musun ondan/ anlardan çok az var etrafta. Hatta bana kalırsa bir bencillik edip onu kendine sakla. Mümkün olduğunca kimselere verme, hep senin olsun bu mümkün bir durumsa…

Çünkü ben bu satırlarda ki tavsiyelerin hiçbirini yapamıyorum. O bana küçükken güzel oldukları için avucumda saklayıp eve götürmeye çalıştığım kelebekleri hatırlatıyor. Ellerimde kalan, kanatlarından akmış bütün renklerle bana ait olmadığını gösteren birçok hatıra… Severken öldürmekten öyle korkuyorum ki ben… Yine de içimden geçirmeden yapamıyorum…

Ah keşke o hep benim olsa…

Amak-ı Hayal

28.03.2013

Rutin Gündönümü




Her sabah itinayla otobüsü kaçırırım ve bu maraton yüzünden koca bir yokuşu süratle koşarım ve çoğu zaman kaçırdığım otobüsün bana kaybettirdiği zamanı taksi ile telafi etmeye çalışırım ama taksi bile bulamadığım zamanlar sıklıkla mevcuttur. Sabaha öyle hızlı başlarım ki bu hızın başlangıç noktası, sabah çalar saati hızla kapatıp sadece beş dakika daha demekten kaynaklı olduğu apaçık ortadadır.

Her sabah aynı yerden ayçöreği alırım ya da dışarıda güzel bir kahvaltı yapacak randevum muhakkak ki programlanmıştır. Evde kahvaltı yapmaktan hoşlanmıyorum. Çünkü anne kahvaltısı hazırlayan muhterem bir insana evde hiç rastlamadım. Ben peynirle, zeytinle öğün atlayabilecek bir tip değilim. Hamur işi ve bilumum değişik lezzetler bulamadığım kahvaltıdan her daim aç kalkarım. Kısaca evde kahvaltı yapamıyorum.


Otobüste ya kitap okuyorum ya da online bilardo oynuyorum. Bazen ikisini yaparken de kendimi kaybediyorum. Kitabın çizilmesi gereken sayfalarını çizmek için uğraşıyorum ya da oyunda yenildiğim de herkesin duyacağı tepkiler verip istemeden dikkat çekiyorum. Otobüsteki zamanı gerçekten iyi değerlendiriyorum. İyi gözlemler yapıyorum sonra bunları kullanıyorum. 


Bu arada elimde İskender Pala Aşkname var. Ağır bir kitap bence... Hüzünlü aşk anılarıyla dolu bir kitap... Aslında aşkı, sadakati, kıymeti, gazeli, dokunaklı ve ustaca işlemiş sevgili yazar. Fakat bana ağır geldi. Sonu acıyla biten aşklar sarmıyor ama imrendim İskender Pala’ya. Engin bir bilgi birikiminin eseri olduğu apaçık… Yazarlığı çok özenilesi…

“Ey Sevgili! Yüzünü görmek benim için uğruna ölünecek bir hasret iken, o şerefi postacıya mı bağışlasaydım?” diyen bir aşığın neden onca zaman hiçbir haber göndermediğine dair cevabı öyle sıcacık bir açıklamaydı ki… Aslında bu kitap arka kapağındaki o özlemle tutuşan sevgilinin cümleleri için bile okunmaya değer. Ben şayet sırf o güzel metinin hatırına okudum kitabı…

Amak-ı Hayal



27.03.2013

Belki...


Sabah gözümü senle açıyorum. Şaşırmamak lazım bu kadar aklımda oluşuna… Çünkü uyurken de senle uyuyorum. Bazen haberin yok ama seni bekliyorum. Belkiler hiç bitmiyor biliyor musun? Belki arar belki özler belki yazar… Derken dalıyorum. Rüyamda seni gördüğüm zamanlarda oluyor. En güzeli bu olsa gerek ama sonra katlamanın gücü giriyor devreye. Hep daha ve daha fazlasıyla geri dönüyor özlem… İttikçe bulaşıyor, siniyor her yerime.

Böyle ciddi ciddi seviyorum işte. Bazen tuhaf geliyor bu olanlar. Yazması söylemesi kolay geliyor sanma, çok zor. Hep birkaç adım fazlaca yaklaşmak istiyorum sana ama sonra sıkılacaksın benden diye ödüm kopuyor. Ayarını tutturamadığım bir düzenekte senin hislerini tahmin etmekten başka bir şey yapamıyorum.

Keşke sana sıkıca sarılabilsem. Çekiştirsem seni burada kal diye. Diretsem şehrimde kalman için ömürlük. Sessizliğini benden yana kullansan keşke… İçindeki çocuğu bana teslim etsen. Kırılmaktan, yanılmaktan korkmayı bırakıp hissetsen beni… Mutluluğun olurum ki ben senin. Her şey yolunda gider diye söz veremem ama tanınmaya değersin. Kaybettiğim huzur belki senin içinde bir yerlerdedir.

Yalnızlığın öyle sevilesi ki… Sakinliğinin arkasında öfkeli bir adam, ellerinde ise şefkatten bir yumak var senin. Sen bu gönülle kimselere kıyamazsın. Sen bu kırılganlıkla sığ bir gönülde asla yaşayamazsın…


Amak-ı Hayal

19.03.2013

Ben Aslında Hepsini Çok Se....


Hiç tek bir cümlesi, tek bir kelimeyi söyleyişi yüzünden sevdiniz mi birilerini. Ben sevdim… Hem de birden çok daha fazla… Doğru bir sevme şekli değildi bu belki de. Saçma bir sempati gibi de gelebilir birilerine… Ama çok sevdim…

Biri kalktı dedi ki; üzülme, ben buradayım… Sırf buradayım dedi diye sevdim hem de çok sevdim onu. Biri bana her şeyim demenin öyle güzel bir yolunu seçti ki hayalimdeki cümleyi kurdu. Sen benim annemsin, babamsın, kardeşimsin, sırdaşımsın, yoldaşımsın dedi… Hep bir insanın bir şeyi değil her şeyi olmak istedim. Bu cümleyi duyduğuma o gün çok sevinmiştim…

Sonra bir gün biri tek kelimeyle daha fazlası oluverdi. Ne zaman kendimi yalnız hissetsem “yanındayım” dedi. Uzaktan demişti bunu ama yinede fazlaca güvenilirdi (samimiydi) O, bu sözü, ne etki bıraktığından habersizce söylemişti. Yanıma yakınıma da gelmişti. Yolda yürürken arkamda kaldı diye nerdesin dedim: “buradayım, yanındayım dedi.” O adam ki ne kadar güvenilir olduğundan habersiz. O ki benim içime işleyenden zerre haberdar değil. Aslında o ne kadar huzur verdiğini bilse dahi benim gibi hissetmeyecek hiç belki de…

Ama olsun…

Dedim ya belki sağlıklı değil böyle sevmek birilerini. Tek cümleye al bütün sevgim senin olsun demek. Ama işte bazıları bazı cümleleri çok güzel söyledi. Ve tüm yüreğimle söylebilirim ki bazılarını sadece cümleleri için sevdim… Hiç pişman değilim. Sığındığım kadar sevebiliyorum ben. Ne kadar büyükse kolları o kadar teslim oluyorum. Ben sırf bir cümle için bazen(olumsuz) her şeyi görmezden geliyorum. Ben en çok bir cümleye her şeyi sığdırabilenlere âşık oluyorum…

Onu, onları; Ben aslında hepsini çok se


Amak-ı Hayal

17.03.2013

Aslında Ben...


Başladığım noktaya geri dönüyorum. En başından çekiyorum her seferinde hüznümü, mutsuzluğumu; sıkıştırılmış atıştırmalık bir sandviç gibi aralara sızmış hoş bir koku ve çabuk biten bir tutam mutluluk…

Cümleler yetmiyor bu hızlı girişleri ve tahminden uzak sonuçları anlatmaya. Hangi cümlenin daha yakışıklı durduğuna karar veremiyorsun… Yabancılaşıyorsun kendine. Suçlamaları sevmiyorum ben. Kavga değil benim ki… Hayaller çöp olsun hiç istemedim. Ya kimse hayal kurdurtmasın ya da kurulu bir hayal düzeninin enkazında tek başına bırakmasın beni istedim. Sömürge yaşıyorum her defasında. Çalıp çırpılan bir maneviyattan elime düşenlerle yetinmek istemedim. Ben doğru bir yalnızlığı seçtim ama istemeden yaşananların hepsini de çok özledim…

Doğruyu mu özler sadece insan. Yasakları da özler, mutsuzluğa rağmen bir tutam iyi tadın hatırına bütün huzursuzlukları da razı gelmek ister(!) Eklendikçe bütünlükten uzak kalan her şey, senin hem parçan hem de sen olmaktan vazgeçmiş bir hatırandır.

Ve en zoru; olacaklarını hesaplayabildiğin bir maziye geri dönmemek için direnmektir…

Amak-ı Hayal

14.03.2013

Değdi ve Geçti...


Bugünlerde fazlaca aklıma geliyorsun. Niye hiç bilmiyorum. Özlüyorum belki de seni… Özelliklede hasta olduğum zamanlarda. Seni uzuuun uzun senelerdir tanıyordum ben. İçinde sevimli, masum ve sadece elinden tutulması gereken bir adam olduğunu düşünüyordum. Çünkü bana hep kırılganlıklarını anlatmıştın tıpkı benim gibi…

İlk defa defalarca ağladım birinin karşısında. İlk defa bir erkeği ağlarken gördüm ben. Kötü biri değildik dedim hep. Ama tüketmeye meyilli olanlar kötülük eder karşıdakine bilmeden istemeden. Çok kırgınım ben sana. Kimi zaman içimden hiç sana karşı olumsuz bir şey geçmese de, özlediğimde daha iyi fark ediyorum ki kırgınım sana. Koskocaman haksızlıkların içinde erittin sen masumiyetimi. Beni hep boşu boşuna gözyaşına boğdun. Ki sen beni çok sevmiştin aslında…

Benim hiçbir zor günümde yanımda olmayan adam! Ben seni de çok sevmiştim. Hayatında gördüğün göreceğin en saf insandım ben. İyiliğim aptallık ötesi oldu hep. Kimseleri yarı yolda bırakmadım ben. Hiçbir tuttuğum eli yarı yolda çekmek istemedim. Benim azaplı bir hatıramsın sen. Kokusunu üstümde taşıdım özlemli bir hatıra… Bazı insanlar sen kokuyor bu nasıl bir yalnızlık nasıl bir mutsuzluk bilmiyorsun.

İşin kötüsü ne biliyor musun? Bunları sana söyleme imkânım yok. Söylesem de değiştirebilme ihtimalimiz yok.

Bir umudun sebebisin sen ve o umudum baş cellâdısın. Yalanlarla itham edip aslında hiç tam bir teslimiyetle benden yana olmayansın. Sen saygıdan sevgiden çalıp beni her şeyden sorumlu tutansın. Zor günler geçirdiğimin farkında olmadan kendi sorunlarını dertten sayansın. Aslında belki de hiç tanınmamış, sevilmemiş, yaşanmamış olmalıydın…

“Ben bir gün görücü usulüyle evlenecek olsaydım ve sen bu fotoğrafındaki halinle beni istemeye gelseydin sana hiç düşünmeden evet derdim.” Tebessüm ettiğim tek hatıra. Sende benim gibi hissederek şayet olurda denk gelir okursan eğer, bir tebessümle çık buradan…

Ve son söz…

Hiçbir şey  Sandığımız gibi değil…

Dinlenesi
Dinlenesi

Amak-ı Hayal

8.03.2013

Yaşıyorum Aslında


İyi şeyler olmuyor bu ara. Ağır çekimde ilerliyor zaman. Rüyalarımda dünya savaşı hazırlıkları yapıyorum ciddi ciddi. İşin tuhafı herkes rahat ve güvende, ben kimlerin peşindeyim, böyle bir sorumluluk altında niye hissediyorum kendimi bilmiyorum… Savaşın huzursuzluğu ve korkusuyla uyanıyorum. Rüyamda bitmeyen devrimler, ihtilaller hep bir huzursuzluk ve bilinmezlik…

Bu aralar espiri seviyesini düşürdü hayat. Basitleştirdi bana olan tavrını. Hani oyunda son taşı koyarken yıkılır ya hepsi; tühh! Dersin. İşte öyle arada bir...

İyi şeylerde olmuyor değil. Öyle huzurluyum ki bazı zamanlar. Kendime kalmış olmak öyle güzel ki. İlişkiler yıpratıyor insanı (doğru olsa yıpratmaz) paylaşmak hayatının yükünü hafif kılacağına sırtına daha fazla sorun bindiriyorsa amelelik yapıyorsun demektir. Sanırım hala usta olamadım. Elindeki tüm şekerleri sevdiği arkadaşına yedirmeye çalışan çocuklar gibiy(d)im. İşe yaramıyor bazen hepsini vermek. Oyunbozan hiçbir yerde kıymet bilmiyor, bilmeyecekte…

Olsun…

Dedim ya huzurluyum da aslında. Şu kâbuslar olmasa. Son taşı koyarken hepsi birden üstüme yıkılmasa. Hayatımın yokuşları düzlük halini alsa… Sa… sa… sa…

Biri var çok şirin. Yok, ama var işte. O da bana başka bir şey öğretiyor. Güven hissi veriyor. Karşılıksız seviyorum ve işin tuhafı bu sefer hiç acı çekmiyorum. Cümlelerini seviyorum onun. Buradayım deyişinden eminlik hissi alıyorum. Çok mutlu olsun istiyorum…

Bu aralar sanırım uzakta da olsa en çok onu seviyorum…


Amak-ı Hayal


18.01.2013

Üst Geçidin Seyyarları


Bugün yine üst geçitten geçiyorum. Üstüm olabildiğince kalın. Dar geçidin alaca karanlığına karışmış yine bütün seyyar satıcılar. Sevimli buluyorum. Nerede ne satacaklarını hiç bilmiyorlar gibi. Ama en çok onlar biliyor aslında; sus diyorum kendime. Hava kışın ortası ne sıcak ne soğuk… İçimdeki sevince karışıyor bu ister istemez ve garipsiyorum elimde olmadan.

Yüzlerce insanın geçtiği o geçitte doğru düzgün hiç satış olmaz. Kimse kumanda almaz mesela. Sakız almaz. Mendil belki… Kazak almaz ki zaten zor beğeniriz böyle şeyleri. Ucuz trikolara ve o canlı renklere sinmiş bir sürü belirsizlik vardır . Boy boy eşofmanlar görürüz. Pepe oyuncakları da çok revaçta mesela…

Azmin mi örneği onlar çaresizliğin midir bilinmez. Kazanıyor mudur acaba yetirebiliyor mudur bilinmez. Ama dilenmiyorlar bu çok gurur verici. Hızla herkes gibi geçtiğim o yollarda her birinin ne hissettiğini anlamaya çalışmak niye bilmiyorum. Aynı karelerde farklı biri vardı bugün. Önünde sadece beş adet sırayla dizdiği sakızlara uzun uzun bakan bir kız. Alıyım hepsini hadi evine satış bitti diyeyim istedim. Ama diyemedim…

Öyle kolay değil bazen…

Demekte…
Gitmekte…

Amak-ı Hayal

4.01.2013

Anladım!


Bütün iklimleri üstümde hissediyorum
Kasıp kavuran sıcaklığın
Buz tutturan o zemheri ayazın
Kemiklerimde ayarsız bir bahar esintisi
Bir şey var bilmiyorum ki nasıl tarif etsem
Ağız dolusu hıçkırık
Sular seller gibi bir ağlayış
Gırtlağa çökmüş keskin bir üzüntü…

Öyle mahcubum ki kendime
Acımamışım meğerse
Şimdilerde anlıyorum neden akmıyor bazı bölgelerime kan
Şimdi anlıyorum neden hibe edilmek zorunda sol tarafım
Ağlamak nefesimi tuta tuta
Ne demekmiş anca anladım…


Amak-ı Hayal

3.01.2013

Tekrardan İbaret


Rüyamda seni görüyorum. Öyle sinir bozucu ki anlatamam. İçimde kocaman bir haksızlık hissi var sanki. Gördüklerimden hoşlanmıyorum. İçim acıyarak uyanıyorum. Çok sevdiğimden olmuyor bunlar. Yine fazlasını verdiğimden oluyor. Acıyor musun verdiklerine dersen asla. Ama kıyamadıklarım vardı arasında…

Sen hiç sevememişsin beni… Özlemmişsin… İnanmamışsın, bana hiç güvenmemişsin… Nasıl acımasın içim. Sen bunların tatsızlığı tuzsuzluğuyla güldün yüzüme belki. Ben sevinçten sarhoş olmuşken sen eminsizlik içindeydin. Bir güzel sözün hatırı kaldı içimde ve birçok içime batan sözünde acı hatırası…

İşte öyle…

Amak-ı Hayal

2.01.2013

Hiç...


Beklemek diye bir şey yoktur. Tıpkı gitmek diye bir şey olmadığı gibi… Beklerken gider insan ve giderken bırakır tüm benliğini var eden duyguları emaneten de olsa…

Umurunda olmaz bazen bitenler. Kalmak ile gitmek arasındaki değeri ölçemeyecek kadar flu bir hale gelir ilişki. Ki pişman olma olasılığı ile doğru karar verememe tehlikesinin çanları uzaklardan ses verir. Kulaklar sağır, dil ise öfkelidir…

Sen ben derken kabuğu kalkar geçmişin. İçinden bir yığın es geçilmiş birikim çıkar. Bu kadar mı kinliydin bana karşı dersin, şaşkınlık yeni başlangıçların habercisi…

İşte öyle anlamsızdır ki kalmak ve gitmek. Bazen giderken müebbet kalırsın ve bundan hiç kimsenin haberi olmaz. Bazen kalırken gidersin, bedenini yanındakine satar ruhunu başka gönülde beslersin. Bazen hiçbiri olmaz Arasat da kalmak gibi ne gelirsin ne de gidersin. Ne cennetin tadını bilirsin ne de cehennemin azabını…

Tek bir gerçek var ki “bitti” denilen hiçbir ayrılık cümlesinde, o yarım kalmış hikâyenin sonunu kimse bilemez, bilemeyecek. Belki elinden sabun köpüğü gibi kayıyordur hayatının en değerli varlığı. Belki de gerinde bırakmaya çalışarak en mantıklı kararı verdin…


Amak-ı Hayal