28.03.2013

Rutin Gündönümü




Her sabah itinayla otobüsü kaçırırım ve bu maraton yüzünden koca bir yokuşu süratle koşarım ve çoğu zaman kaçırdığım otobüsün bana kaybettirdiği zamanı taksi ile telafi etmeye çalışırım ama taksi bile bulamadığım zamanlar sıklıkla mevcuttur. Sabaha öyle hızlı başlarım ki bu hızın başlangıç noktası, sabah çalar saati hızla kapatıp sadece beş dakika daha demekten kaynaklı olduğu apaçık ortadadır.

Her sabah aynı yerden ayçöreği alırım ya da dışarıda güzel bir kahvaltı yapacak randevum muhakkak ki programlanmıştır. Evde kahvaltı yapmaktan hoşlanmıyorum. Çünkü anne kahvaltısı hazırlayan muhterem bir insana evde hiç rastlamadım. Ben peynirle, zeytinle öğün atlayabilecek bir tip değilim. Hamur işi ve bilumum değişik lezzetler bulamadığım kahvaltıdan her daim aç kalkarım. Kısaca evde kahvaltı yapamıyorum.


Otobüste ya kitap okuyorum ya da online bilardo oynuyorum. Bazen ikisini yaparken de kendimi kaybediyorum. Kitabın çizilmesi gereken sayfalarını çizmek için uğraşıyorum ya da oyunda yenildiğim de herkesin duyacağı tepkiler verip istemeden dikkat çekiyorum. Otobüsteki zamanı gerçekten iyi değerlendiriyorum. İyi gözlemler yapıyorum sonra bunları kullanıyorum. 


Bu arada elimde İskender Pala Aşkname var. Ağır bir kitap bence... Hüzünlü aşk anılarıyla dolu bir kitap... Aslında aşkı, sadakati, kıymeti, gazeli, dokunaklı ve ustaca işlemiş sevgili yazar. Fakat bana ağır geldi. Sonu acıyla biten aşklar sarmıyor ama imrendim İskender Pala’ya. Engin bir bilgi birikiminin eseri olduğu apaçık… Yazarlığı çok özenilesi…

“Ey Sevgili! Yüzünü görmek benim için uğruna ölünecek bir hasret iken, o şerefi postacıya mı bağışlasaydım?” diyen bir aşığın neden onca zaman hiçbir haber göndermediğine dair cevabı öyle sıcacık bir açıklamaydı ki… Aslında bu kitap arka kapağındaki o özlemle tutuşan sevgilinin cümleleri için bile okunmaya değer. Ben şayet sırf o güzel metinin hatırına okudum kitabı…

Amak-ı Hayal



27.03.2013

Belki...


Sabah gözümü senle açıyorum. Şaşırmamak lazım bu kadar aklımda oluşuna… Çünkü uyurken de senle uyuyorum. Bazen haberin yok ama seni bekliyorum. Belkiler hiç bitmiyor biliyor musun? Belki arar belki özler belki yazar… Derken dalıyorum. Rüyamda seni gördüğüm zamanlarda oluyor. En güzeli bu olsa gerek ama sonra katlamanın gücü giriyor devreye. Hep daha ve daha fazlasıyla geri dönüyor özlem… İttikçe bulaşıyor, siniyor her yerime.

Böyle ciddi ciddi seviyorum işte. Bazen tuhaf geliyor bu olanlar. Yazması söylemesi kolay geliyor sanma, çok zor. Hep birkaç adım fazlaca yaklaşmak istiyorum sana ama sonra sıkılacaksın benden diye ödüm kopuyor. Ayarını tutturamadığım bir düzenekte senin hislerini tahmin etmekten başka bir şey yapamıyorum.

Keşke sana sıkıca sarılabilsem. Çekiştirsem seni burada kal diye. Diretsem şehrimde kalman için ömürlük. Sessizliğini benden yana kullansan keşke… İçindeki çocuğu bana teslim etsen. Kırılmaktan, yanılmaktan korkmayı bırakıp hissetsen beni… Mutluluğun olurum ki ben senin. Her şey yolunda gider diye söz veremem ama tanınmaya değersin. Kaybettiğim huzur belki senin içinde bir yerlerdedir.

Yalnızlığın öyle sevilesi ki… Sakinliğinin arkasında öfkeli bir adam, ellerinde ise şefkatten bir yumak var senin. Sen bu gönülle kimselere kıyamazsın. Sen bu kırılganlıkla sığ bir gönülde asla yaşayamazsın…


Amak-ı Hayal

19.03.2013

Ben Aslında Hepsini Çok Se....


Hiç tek bir cümlesi, tek bir kelimeyi söyleyişi yüzünden sevdiniz mi birilerini. Ben sevdim… Hem de birden çok daha fazla… Doğru bir sevme şekli değildi bu belki de. Saçma bir sempati gibi de gelebilir birilerine… Ama çok sevdim…

Biri kalktı dedi ki; üzülme, ben buradayım… Sırf buradayım dedi diye sevdim hem de çok sevdim onu. Biri bana her şeyim demenin öyle güzel bir yolunu seçti ki hayalimdeki cümleyi kurdu. Sen benim annemsin, babamsın, kardeşimsin, sırdaşımsın, yoldaşımsın dedi… Hep bir insanın bir şeyi değil her şeyi olmak istedim. Bu cümleyi duyduğuma o gün çok sevinmiştim…

Sonra bir gün biri tek kelimeyle daha fazlası oluverdi. Ne zaman kendimi yalnız hissetsem “yanındayım” dedi. Uzaktan demişti bunu ama yinede fazlaca güvenilirdi (samimiydi) O, bu sözü, ne etki bıraktığından habersizce söylemişti. Yanıma yakınıma da gelmişti. Yolda yürürken arkamda kaldı diye nerdesin dedim: “buradayım, yanındayım dedi.” O adam ki ne kadar güvenilir olduğundan habersiz. O ki benim içime işleyenden zerre haberdar değil. Aslında o ne kadar huzur verdiğini bilse dahi benim gibi hissetmeyecek hiç belki de…

Ama olsun…

Dedim ya belki sağlıklı değil böyle sevmek birilerini. Tek cümleye al bütün sevgim senin olsun demek. Ama işte bazıları bazı cümleleri çok güzel söyledi. Ve tüm yüreğimle söylebilirim ki bazılarını sadece cümleleri için sevdim… Hiç pişman değilim. Sığındığım kadar sevebiliyorum ben. Ne kadar büyükse kolları o kadar teslim oluyorum. Ben sırf bir cümle için bazen(olumsuz) her şeyi görmezden geliyorum. Ben en çok bir cümleye her şeyi sığdırabilenlere âşık oluyorum…

Onu, onları; Ben aslında hepsini çok se


Amak-ı Hayal

17.03.2013

Aslında Ben...


Başladığım noktaya geri dönüyorum. En başından çekiyorum her seferinde hüznümü, mutsuzluğumu; sıkıştırılmış atıştırmalık bir sandviç gibi aralara sızmış hoş bir koku ve çabuk biten bir tutam mutluluk…

Cümleler yetmiyor bu hızlı girişleri ve tahminden uzak sonuçları anlatmaya. Hangi cümlenin daha yakışıklı durduğuna karar veremiyorsun… Yabancılaşıyorsun kendine. Suçlamaları sevmiyorum ben. Kavga değil benim ki… Hayaller çöp olsun hiç istemedim. Ya kimse hayal kurdurtmasın ya da kurulu bir hayal düzeninin enkazında tek başına bırakmasın beni istedim. Sömürge yaşıyorum her defasında. Çalıp çırpılan bir maneviyattan elime düşenlerle yetinmek istemedim. Ben doğru bir yalnızlığı seçtim ama istemeden yaşananların hepsini de çok özledim…

Doğruyu mu özler sadece insan. Yasakları da özler, mutsuzluğa rağmen bir tutam iyi tadın hatırına bütün huzursuzlukları da razı gelmek ister(!) Eklendikçe bütünlükten uzak kalan her şey, senin hem parçan hem de sen olmaktan vazgeçmiş bir hatırandır.

Ve en zoru; olacaklarını hesaplayabildiğin bir maziye geri dönmemek için direnmektir…

Amak-ı Hayal

14.03.2013

Değdi ve Geçti...


Bugünlerde fazlaca aklıma geliyorsun. Niye hiç bilmiyorum. Özlüyorum belki de seni… Özelliklede hasta olduğum zamanlarda. Seni uzuuun uzun senelerdir tanıyordum ben. İçinde sevimli, masum ve sadece elinden tutulması gereken bir adam olduğunu düşünüyordum. Çünkü bana hep kırılganlıklarını anlatmıştın tıpkı benim gibi…

İlk defa defalarca ağladım birinin karşısında. İlk defa bir erkeği ağlarken gördüm ben. Kötü biri değildik dedim hep. Ama tüketmeye meyilli olanlar kötülük eder karşıdakine bilmeden istemeden. Çok kırgınım ben sana. Kimi zaman içimden hiç sana karşı olumsuz bir şey geçmese de, özlediğimde daha iyi fark ediyorum ki kırgınım sana. Koskocaman haksızlıkların içinde erittin sen masumiyetimi. Beni hep boşu boşuna gözyaşına boğdun. Ki sen beni çok sevmiştin aslında…

Benim hiçbir zor günümde yanımda olmayan adam! Ben seni de çok sevmiştim. Hayatında gördüğün göreceğin en saf insandım ben. İyiliğim aptallık ötesi oldu hep. Kimseleri yarı yolda bırakmadım ben. Hiçbir tuttuğum eli yarı yolda çekmek istemedim. Benim azaplı bir hatıramsın sen. Kokusunu üstümde taşıdım özlemli bir hatıra… Bazı insanlar sen kokuyor bu nasıl bir yalnızlık nasıl bir mutsuzluk bilmiyorsun.

İşin kötüsü ne biliyor musun? Bunları sana söyleme imkânım yok. Söylesem de değiştirebilme ihtimalimiz yok.

Bir umudun sebebisin sen ve o umudum baş cellâdısın. Yalanlarla itham edip aslında hiç tam bir teslimiyetle benden yana olmayansın. Sen saygıdan sevgiden çalıp beni her şeyden sorumlu tutansın. Zor günler geçirdiğimin farkında olmadan kendi sorunlarını dertten sayansın. Aslında belki de hiç tanınmamış, sevilmemiş, yaşanmamış olmalıydın…

“Ben bir gün görücü usulüyle evlenecek olsaydım ve sen bu fotoğrafındaki halinle beni istemeye gelseydin sana hiç düşünmeden evet derdim.” Tebessüm ettiğim tek hatıra. Sende benim gibi hissederek şayet olurda denk gelir okursan eğer, bir tebessümle çık buradan…

Ve son söz…

Hiçbir şey  Sandığımız gibi değil…

Dinlenesi
Dinlenesi

Amak-ı Hayal

8.03.2013

Yaşıyorum Aslında


İyi şeyler olmuyor bu ara. Ağır çekimde ilerliyor zaman. Rüyalarımda dünya savaşı hazırlıkları yapıyorum ciddi ciddi. İşin tuhafı herkes rahat ve güvende, ben kimlerin peşindeyim, böyle bir sorumluluk altında niye hissediyorum kendimi bilmiyorum… Savaşın huzursuzluğu ve korkusuyla uyanıyorum. Rüyamda bitmeyen devrimler, ihtilaller hep bir huzursuzluk ve bilinmezlik…

Bu aralar espiri seviyesini düşürdü hayat. Basitleştirdi bana olan tavrını. Hani oyunda son taşı koyarken yıkılır ya hepsi; tühh! Dersin. İşte öyle arada bir...

İyi şeylerde olmuyor değil. Öyle huzurluyum ki bazı zamanlar. Kendime kalmış olmak öyle güzel ki. İlişkiler yıpratıyor insanı (doğru olsa yıpratmaz) paylaşmak hayatının yükünü hafif kılacağına sırtına daha fazla sorun bindiriyorsa amelelik yapıyorsun demektir. Sanırım hala usta olamadım. Elindeki tüm şekerleri sevdiği arkadaşına yedirmeye çalışan çocuklar gibiy(d)im. İşe yaramıyor bazen hepsini vermek. Oyunbozan hiçbir yerde kıymet bilmiyor, bilmeyecekte…

Olsun…

Dedim ya huzurluyum da aslında. Şu kâbuslar olmasa. Son taşı koyarken hepsi birden üstüme yıkılmasa. Hayatımın yokuşları düzlük halini alsa… Sa… sa… sa…

Biri var çok şirin. Yok, ama var işte. O da bana başka bir şey öğretiyor. Güven hissi veriyor. Karşılıksız seviyorum ve işin tuhafı bu sefer hiç acı çekmiyorum. Cümlelerini seviyorum onun. Buradayım deyişinden eminlik hissi alıyorum. Çok mutlu olsun istiyorum…

Bu aralar sanırım uzakta da olsa en çok onu seviyorum…


Amak-ı Hayal