17.05.2013

Bulamadım



Bir, iki, üç… Ben yüzlerce sayfa yırttım seni tanımlarken. Tanımlayamazken… Anlatabilirim sandım, yüzlerce yazı yazdım ama hala sana varamadım. Tutup da yığın yaptığım onca cümlenin arasından seni çekip çıkaramadım. İlmik ilmik işledim seni bir seccade ucu gibi, bir iğne oyası gibi… Döndüm baktım ortaya çıkanda ne kadar sen var.

 Bulamadım… Her şey hep senken hiçbir şeyde bu kadar yok oluşuna hayret içinde bakakaldım. 

Amak-ı Hayal

16.05.2013

Ve...


Ve denklem çözülmeye başladı yavaş yavaş. Bir kabuk kalktı bilinmezliklerin altından. Bir cevap göründü nehir gibi bereketlice akan kanların arasından. Yolculuk başlamış bulundu. Sorularda cevaplarda yerini buldu…

Neyi bekler gönül şu saatten sonra. Huzuru vaat edemeyen âşıkların(!) aldatmacasında neyin ümididir bu ya da neyin öfkesidir. Kırarak, üzerek kimin başı arşa değmiş? Kim görmüş gerçek aşkı çala çırpa yaşayıp da.


Amak-ı Hayal

15.05.2013

Yaşamadan Ölmeyecek



Bazı kapılar yine aynı odalara çıkıyor. Durduramıyorum zamanı, kaderi, tahmin edebildiğim ama geri adım atamadığım her şeyi. Aynı sonlara yaklaştırıyor hep kader. Sil baştan yaptırıyor her seferinde. Hikâyenin sonunda sevilen adam ölüyor. Yine toprak kokuyor her yer. Yine dualar yükseliyor göklere. Yeşil örtülerle bezenen aynı manzaralara şahit oluyor seven.

Sevilen yine oyunu gitmekten yana kullanıyor. Adil davranmıyor. Ki biliyor herkes veda ettiğinde başlayacak sorgu sual. Bütün tembihlere rağmen yanlış cevap vereceksin. Çünkü hiç doğrularla yaşamayı ve de o doğruların içinde kalmayı tercih etmedin. Bir karanfil bırakacaklar toprak kokusunun tazeliğinde. Ve bir teslimiyetle sulayacaklar elvedayı. Ki elin kolun yetmeyecek sırtını dönenlere. Sesin ulaşmayacak…

Yaşattığın çıkmaz sokakları yaşayarak öleceksin ölmeden önce. Sesini duymayanlar olacak. Gördüğün halde görülmediğin zamanlar yaşanacak. Öyle eminim ki; insan yaşattığını ölmeden önce muhakkak yaşayacak…


Amak-ı Hayal

10.05.2013

Bilinmezlik Denklemi


Milyonlarca güzel cümleyi sildiğim oldu bu satırlardan. Hepside kısada olsa anlamlıydı. Sırf sonunu getiremediğim metinlerin başlangıcı oldu diye sildim onları. Ben bazı cümlelere çok haksızlık ettim. Onları hiç silmemeliydim…

Bazı sokaklardan sırf benim evime çıkmaz diye geçmedim. O sokakların güzel ahşap evleri, balkonlarında başka yerde hiç görmediğim kadar renkli çamaşırlar asılıydı belki. Belki o mahallenin çocukları benim gibiydi… Denemedim…

Her gün önünden geçtiğim yüzlerce mağaza oldu. Her yerde bütün kış aradığım yelek belki de orada bir yerlerdeydi. Bakmadım… Basit vitrinlerine ön yargı yaptığım bir sürü yer oldu. Adını okumaya tenezzül etmediğim. Satışçılarını samimiyetsiz bulup sevmediğim. Ve aslında normal şartlarda nasıl insan olduklarını hiç bilmediğim, bilmediğim için kibir ettiğim şeyler oldu… Büyüklenmemeliydim…

Parkın salıncaklarını işgal eden kadınları ayıpladım. Çocukların oyun alanına tecavüz gibiydi benim için yaptıkları. Onları bir bankta izlemek gözümde aşağılamaktan başka bir şey olmadı. Düşünmedim hiç içindeki çocuğa can verdiği için böyle davranabileceğini. Ya da belki küçükken büyük yaşayanların büyükken küçüklüğüne dönmesi gibi bir şeydi onların bu eylemi. Belki benim gibi çocukluktan kalma bir aşktı onun için/ onlar için sallanmak. Ben yapamayacağım için mi yapanlara kızdım acaba. Ya da tek takıldığım nokta zincirlerin o ağırlığa dayanamayıp kopması mıydı? Anlamak için daha çok çaba sarf etmeliyim. Etmedim…

Herkese her şeye koşulsuz şartsız kızabilir insan. Anlamak esas olan... Çaba sarf etmek... Denemek, denemeye değer bulmak. Hayatın kısacık, küçücük aslında ne kadar basit ve geçici olduğunu bilmek, sevmek sevilmek yüreğinin elinden tutup her şeyle tanıştırıp benimsetmek…

Ne biliyor musun sorun olan. Fazla kaybolduk hayatın içinde. Bakmaktan ve görmekten yeterince nasip alamıyoruz. Görmediğimiz için doğru yorumlar peşinde değiliz. Ve bazen tüm yorumlar anlamsız bir yorumsuzluk…

Muhabbetle…


Amak-ı Hayal

3.05.2013

Dilemek, Amin Diyebilmek....


Bir sonsuzluk yolculuğunda adım adım ilerler ömür.
Vuslatı tek bir aşka bakan bin bir türlü imtihanın zuhur ettiği ve aklın biçare kaldığı anlarla doludur zaman.
Zaman ki kılık değiştirmeyen ve geri gelmeyen boylu poslu bir baş gösteriş…
Müstakim bir batman lezzetin karşısında tuzaklarla doluyuz her yer med cezir.

Nice dualar var dilinde istikrar sağlamış ama kalben arzu ettiği cevabı alamamış. O dualar ki kalbi yumuşatmış, dili çözmüş rahman karşısında bizi çaresiz bırakmış. Elleri semaya açmaktan daha zarif ne var şu dünyada. İsteyebilmek, dinlenmek ne harika…

Aç ellerini ardına kadar. Muhabbetle iste gönülden yana yakıla. O ki asla es geçmeyecek seni. O ki bilecek senin ser sefil olmuş, yanıp tutuşmuş gönlündeki temennileri. Herkese açıktır sema ama herkesi çağırmaz dua kapısı. Nasip olmaz herkese duanın hakkını vermek. İncelmek, yeşermek, başını yere eğmek, acizliğin tatlı kıvamında en güzel cümlelerden ilham alıp onu tüm bedenine işlemek…

Ne büyük bir nimettir semadan ellerini çekip yüzüne götürebilmek. Huzurluca amin deyip semadan aldığın nurla yüzünü mesh etmek….

Hayırlı Cumalar

Amak-ı Hayal

2.05.2013

Sen Sevmekten Yana Ol


Yapma!
Kırmadan geldin kırmadan git bir kez olsun.
Sen yapmadın o gönlü, ol deyip sen diriltmeyeceksin bu vücudu.
Verdiğinden daha fazlasını sömürmek olmasın arzun.
Merhamet için gel, en çok seven olmak için gel.
Muhabbetinle başka bir cana can katmak için gel.

Ömrü nefessiz yaşar gibi hissettirme bi çare!
Abı hayat olmak için gel.
Ellerimi ellerinin arasına sıkıştırıp huzur vermek için gel.

Yapma!
Beni önce sevip sonra kendini sevdirip sonra yok etmek için geliyorsan şayet
Yapma!
Öyle kırgın ki bu gönül…
İyi niyetiyle sevgisi arası koskoca bir kurak yol.
Cana değmek için değil canı yakmak için sakın yaklaşma.
Ya bir vuslatın başlangıcı ol ya da teğet geç bu ömrü hayattan.

Ya gel ışığım, sevincim, aşkım, aşığım ol
Ya da tutunamayanlar listesinin son ismi ol(!)
Her ne niyetle vardıysan yanıma, ne olursun benden yana, sevgiden yana ol.


Amak-ı Hayal