9.09.2016

SADECE İNSAN


İnsan bin türlü manzaraya şahit olur şu hayatta. Gökyüzünün bin türlü maskesi var insanın ruh haliyle oynayan... Kâinatı tüm halleriyle kabul ediyoruz çünkü hangi şartı sunarsa sunsun onunla yaşamak zorundayız. Hâlbuki insanlarla olan ilişkimiz öyle mi? İnsanların değişken ruh hallerine asla tahammülümüz yok. İnsan dediğin tek mevsim, tek tip hava durumu olmak zorundaymış gibi davranıyoruz. İşin kötüsü onu  manen ya da madde olarak terk etme şansımız var(!) İnsan dediğin şeyle, tabiatla geçindiğimiz kadar geçinemeyiz. En olmaz yerde bir yağmur yağsa ve her şeyi berbat etse kimse havaya küsmez... Dünyanın bütün dengesizlikleri aslında kocaman bir nizam ve dengeden ibaret… Peki ya insanoğlu? Ona ait tüm o ruh halleri hep bir tutarlılık hep bir denge mi göstermek zorunda? İnsan denen şeyde dengesizlikleriyle bir denge halinde olamaz mı?

Velhasıl kelam bu fotoğraf bana insanoğlunun kendi türüne gösterdiği tahammülsüzlüğü, hoşgörüsüzlüğü hatırlatıyor. İnsan öyle bir canlı ki tüm dalgalarının ardında durulmayı bekleyen belki de tek derdi sevilmek olan masumane bir şeyken nasıl sevimsiz bir çehreyle etrafta dolaştığını, sana bir şekilde anlatıveriyor. Tek tip duyguların rutinliğinde kaybolalım diye yaratılmadık. Yaşamak, tepki vermek, denemek, öğrenmek, hatalar yapmak ve bunların yaşattığı tüm mevsimlerle geçinmeyi öğrenmek üzere inşa edildik. Dağ gibi bir insanın arkasından küçücük korkak bir çocuk çıkıverseydi ona yine de kızabilir miydin? Seni her şeyin suçlusu atfeden biri aslında kendi içine dönüp asıl suçlu sensin demenin bir yolu olarak seni görse ama bunu anlatamasa ona yine de gerçekten kızabilir miydin? Sevgi isteyen bir çocuk bunu annesini döverek veya oyuncaklarını kırarak anlattığında, asıl mesajı anlamak, ona kızmamayı hatta daha çok sevmeyi ve sevmenin dilini öğrenmesine yardımcı olmayı gerektirmez mi?

İnsanoğlunun mevsimleri ana ve ara geçişleriyle belki dört mevsimden fazla olabilir. Yağmuru bol, fırtınası, ayazı  onu terk etmeye sebep verecek kadar sert olabilir. Her şeye rağmen bir insanın çetin kışına tahammül etmek kıştan sonra yazın geleceğine dair bir ümittir. Kışlar sevgiyle daha ılık geçebilir belki yazın gelişi daha çabuk gerçekleşebilir.

Demem o ki; önce kendini sev. Kendi mevsimlerinde savrulmayan insan başkasının dengesiz hava durumundan pek de etkilenmez. Sebebini bildiğin rüzgâr senin canını sıkamaz. Derdi aslında seninle olmayan birini anladığında tahammülün artar. Kâinatı, içinde insanlarıyla bir bütün olarak kucaklamak ve kabul etmek işimizi kolaylaştırabilir. Hiç bir şey yapamasak sert rüzgârları ılık bir meltem yapamaz mıyız?

Kucak dolusu sevmeye ve sevilmeye çok ihtiyacımız var…

~S'özde Yazar~


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Paylaşmak Güzeldir ;)