22.11.2016

BİN YILLIK YALNIZLIK

Yüzyıllık bir yalnızlık düşün... 

Tam da demlenirken bir yalnızlık saatinde, çıkagelmişsin... Hep beklemişim seni hep bugünün hayali dönmüş kafamın içinde, özlem denen şeyin etrafında bir yerlerdesin...


Yürekten bir selamlaşma hali; kolları boşluğa akan bin yılın acısı var göğsümde, öyle sarılmalı ki, şimdi bu kapıdan geri dönmek istesen bin yıl daha yetmeli bu azık...

Sarılmak, bütün hasretlere uygulanmış bir tampon gibi... Şimdi seni  nasıl bırakırım... O kadar beklemişken, hasretinden, çocukluğundan, kanayan dizlerinden, çocukluğunun kokusundan, bütün kırılganlıklarından  öpmeden nasıl bırakırım... Ellerinde daha dün oynadığın çamurun izleri var... Tırnak diplerin hala kirli... Ellerin hala şefkate muhtaç haller içerisinde... Sırtımı kavrayan ellerin yorgun, parmakların  bir hasretin nöbetçisi gibi gezinir durur aynı yerlerde...

Gel demeye lüzum olmaz bazen. İçeri buyur etmene gerek var mıdır sevgiyi... Adımlar odadan odaya taşır bizi. Hasretin bin yıllık yolu var aramızda, sözler kifayetsiz. Kalp kaynayan bir kazan, içinde hasret son kıvamını alıyor. Sızıyor demlenenler, kalp bütün vücutla hesapsız bir denklik içinde. Akıl suallere boş boş bakıyor, sözler ne yapacağını bilmez bir halde...

Tek bir yastığa öylece uzansak... Hasretin bin yıllık kokusunu çeksek içimize oksijen niyetine. Başka bir alemin sonsuzluğuna akıp gitsek, ne bilen ne gören olmasa...

Ellerin...

Ellerin  başka bir tenin kıyameti olabilir mi? Sen sarıldıkça kaybolduğum bir hayat var burada. Zaman içine çekiyor bizi. Duramadığı bir saniye yüzünden halinden şikayetçi... Zaman bizi daha çok sevmek istiyor ama elinden bir şey gelmiyor... Biteceğini bildiğin sarılmaların özlemi sel oluyor gözlerinde... Çöle düşen yağmur gibi muhtaç tenimden içeri sızıyorsun. Sularında, senin gözlerinde ve senin gözyaşlarında kaybolamadığım bir dünya var burada -gidemiyorum - gidemiyorsun...

Nefesin değiyor enseme daha çok sarılıyorsun. Gölgeler var duvarda iç içe. Ayrılırlar korkusuyla kıpırdayamıyorsun. Bari onlar kalsınlar bu soğuk duvarın rutubeti arasında. Balık pulu olmuş duvarlara işleyemeden sıcaklığımız kayboluyor gece. Gündüz bin yıllık yalnızlığa tekrar selam duruyor. Al diyor, gündüz senin mutluğunun diyeti olsun. Özlemlere savuştura savuştura kullan bu aydınlığı...


Yalnızlığından öptüğüm sevgilinin elleri ellerimden ayrılmıyor. Ter içinde  kalmış avuç içlerimiz... Siz ayrılın, bizi rahat bırakın! Biz bin yıllık hasretin en çok canı acıyanlarıyız... Bizi terk edin ama beraber bırakın...

~S'özde Yazar~

2 yorum:

  1. Yalnızlık...Topluluk içinde, onca insan varken çevrende ölesiye ve ebedi yalnızlık. Ellerin tutmadığı ama uzandığı yalnızlık. Bir başına kendi haline bırakılmışlığın hissi bir yalnızlık... Gözlere, o berrak gözlere bir masada uzuun uzun bakıp, içinde erdidiğin yalnızlık... Zamanın durduğu bitmesini istemediğin o an için, seni varlık içinde hiç eden yalnızlık... Yalnızlık en büyük sırdaş...içinde hapsolduğun en büyük matem hücresi... yalnızlık... lütfun da hoş, acın da...üç nokta kullanma hastalığı gibi...alıştım sana. var mutlu ol.bana yeter. ruhum ebedi yanında...mütemadiyen...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bazı yazıların mürekkebi tüm sayfalara bulaşır... Ümid ederim ki bulaşılan temiz sayfalar ziyan değil, geçmişten kalan bir kaç cümlenin izi olduğu için güzel anılır...

      Sevgilerimle...

      Sil

Paylaşmak Güzeldir ;)