19.03.2017

ÜÇ VAKTE KADAR YALNIZLIK

Sağanak bir yağmurun rahmetinden kaçarcasına kaçıyorum yalnızlığımdan…

Sığınacak bir saçak altı arıyorum ama her yer kapalı. Herkes bir vebalı gibi kaçmış olabilir mi benden… Bu kadar çabuk nasıl öğrendiler gittiğini ve nasıl fark ettiler yokluğunun bendeki elemini…  Son ışık huzmesine doğru yol alıyorum yağmur bırakmıyor peşimi, dualarıma ön ayak da olmuyor ne yazık ki… Onun derdi beni daha çok perişan etmek. Kaybettin sen diyor tüm ıslaklığıyla. Haklı… Ben kaybettim seni…  Şimdi hangi güzel gün seni bana geri getirebilir ki…

Yolun sonunda ıslaklığıma son verecek kapıyı buluyorum,  bulduğum ilk boş masaya hiç kalkmayacakmışçasına yerleşiyorum. Temiz bir dayağa ihtiyacım var. Hazır bu kadar ıslanmışken dövsün biri beni. İçim acıyor… Kalbimin yerini unutacak kadar biri dövmeli beni…

Masanın örtüsüyle oynuyorum ya da belki örtü benimle oynuyordur. O bile benimle alay ediyordur. Ne kirli bir masa örtüsü bu! Tıpkı ona benziyor… Sular damlıyor saçımdan… Yan masamda bitkin bir kadın oturuyor. Ellerindeki şeytantırnaklarını dişiyle koparmaya çalışıyor. Gözlerini masasındaki diğer kadına dikmiş “hadi söyle! O da beni seviyor değil mi?” Dercesine sıkboğaz ediyor. Bir kahve fincanında kara talih nasıl aklanır ondan öğreniyorum.  Bana da yalanlar söyle birkaç saatliğine avunayım istiyorum... Kara geleceği aklayan kadının kahvesinden istiyorum… Garson umursamaz bir tavırla şekerli mi sade mi diye soruyor. Hayatımda orta yok zaten ortayı işin içine katmadığın iyi oldu diyorum… Gece gece bela mısın der gibi bakıyor. O da benden hoşlanmıyor…

İçinde A harfi olan birini görüyorum. Her şeyi karıştıran o. Seni kıskanıyor, hep aranızda. En yakınından aslında bakarsan kan bağınız var sanki. Bu çocuk sana dönmek istiyor ama arkadaş çevresinden etkileniyor. Olmaz diyorlar görünen o ki seni sevmiyorlar. Aranıza girmişler sizin, mutluymuşsunuz ama merak etme dönecek o sana… Bak dediydi dersin. Görüyor musun bak bembeyaz bir kuş çıkmış fincanın ucunda. Güzel haberler alacaksın çok yakında…

Ben hiç fincan uçlarına konan beyaz kuşlar görmedim. Birazda bana anlatsan. O beyaz kuşlar o zifiri demden nasıl çıkar? Hadi çıktı diyelim kara bir kalpten nasıl temiz ve güzel haberler vadedebiliyorsun. Hayır, fallarıyla umut avlayan kadın, sen hiçbir şey bilmiyorsun… Aynı anda kaç kalbe girmeye çalışılır bilmiyorsun. Sevgi avına çıkanlardan ve çekip gidenlerden de haberin yok. Senin de onlar gibi duyguların nasır tutmuş… Hissizlikten besleniyorsun… Çaresizliğini parayla savuşturmaya çalışanlara ücret karşılığı yalanlar söylüyorsun.

Garson kahveyi, masama kirli bir su birikintisi gibi bırakıyor. Islaklığımın sefil kokusu kahvenin kokusunu bastırıyor…  Ellerimin soğukluğuyla tüm sıcaklığını kaybediyor fincan… İki yudumda dibine geliyorum. Zehir zıkkım olsun dercesine acı olmuş. Kahvenin telvesi bana umut vadetmiyor. hiç kuş konmamış etrafına. Dipsiz bir karanlık görüyorum. Dibe çökmüş bir yalnızlık ve kırgınlık var. Üç vakte kadar zatürreden ölürsün ama o yine de seni sevmez diyor aptal fincan. Fincandan göremediğim hayrı tabakta bulmaya çalışıyorum. Midem bulanıyor… Tabağın orta yerinde kocaman bir A harfi var… Yan masadaki kadın falcıya ücretini uzatıyor. Ağzı kulaklarında… Beyaz güvercini beklemek için belki de evine gidiyor… Falcı masadan kalkarken aklamak için tek başıma mücadele verdiğim falımın tabağını görüyor. Aaa bak! A harfi çıkmış diyor tebessüm ederek. Sonra dibe çökmüş kırgınlığıma bakıyor fincanda, yüzünü buruşturuyor, yüzünün rengi değişiyor. Ama sen… Diyor. Dışarı çıkan kadını arıyor gözleri… Susuyoruz… Bir bardak su döküp bozuyoruz kaderi.  Uzun bir yol süzülüyor fincandan ucunda küçücük beyaz bir kuş beliriyor…

                                                                                  ***

~Sözde Yazar~

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Paylaşmak Güzeldir ;)